31 Aralık 2012 Pazartesi

2012 değerlendirmesi: Acısıyla...Tatlısıyla...

2012'nin bitmesine 24 saatten az kaldı. Bu yılın kendimce bir değerlendirmesini yapmak istedim. Buyrun bakalım 2012 benim için nasılmış...

Bitmesini resmen dört gözle bekliyorum.

Kendi adıma tuhaf bir yıldı. Kafamın bolca karıştığı, çelişkilerle, huzursuzluklarla dolu, ruh halimin olabildiğince kötü, enerjimin düşük olduğu, kendimi hiç tam anlamıyla mutlu hissetmediğim, ilk yarısında kavgaların eksik olmadığı, bana yaşadığım en verimli ilişkiye mal olan, yorucu, bi zamanlar sevdiğim insanların bazılarını kaybettiğim bir yıl oldu.... Daha kötü zamanlarım da oldu elbet ama bu yılı da yaşanmamış sayabilmek isterdim. 

Hatalarım; özensizlik, umursamazlık, bezginlik, egoistlik, fazlaca alınganlık, kendime güvensizlik, beklentisizlik, hayallerimden kopma, yaratıcılığımın çöküşü, verimsizlik, sporu bırakmam, Erasmus faciası:((((((((

Kendime kattıklarım; profesyonel anlamda işimi yapmaktan zevk almak, düzenli yaşamın ruh halime olumlu etkilerini fark etmem, amirlerimin sayesinde kendime örnek alacağım yönetici tipi oluşturmam, CV'mde parlayacak bir staj deneyimi, blog dünyasına girişim, bir çok insanla tanışma fırsatımın olması...

21 Nisan 2012 tarihinde iyi ki cesaret etmiş de açmışım bu blogu. İyi ki komplekssiz, doğal, oldukları gibi davranan insanları keşfetmiş ve okumaya başlamışım. Hatta bazılarıyla arkadaş olabilmişim. Onca sıkıntımı burada içimden geldiği gibi, yüz yüze tanıdığım kimseye açamayacağım kadar uzun, belki de sıkıcı bir şekilde yazıp bir çok insanın yazdığı yorumların desteğiyle bir parça içimi ferahlatmışım. Burada yazdıkça mutluyum. Okudukça bir çok konuda fikrim oldu. Önceden bildiklerimi geliştirdim. 
Geriye dönüp bakınca kendime yaptığım en iyi kıyak olmuş Blogger'a katılmak:))))) Doğru zamanda  çökmüş psikolojiyle doğru yerdeymişim.

Okul hayatıma bakarsak, bu yıl son yılım. Uzamasını hiç istemiyorum. Okulun bana ayak bağı değil, kendimi hayata hazırladığım yer olma zamanı şimdi. YETER BUNALDIĞIM!

 2013'ten en çok diplomama kavuşup, okul koridorlarında uçak yapıp atmayı diliyorum. 

HERKESE MUTLU BİR YIL DİLERİM!


Bunu okuyan herkes MİM kabul edip de 2012 değerlendirmesi yaparsa çok sevinirim.
Yeni yıldan beklentiler 'den sonra bu MİM, herkesin içinde biriktirdiklerini söyleyebilmesi için biçilmiş kaftan bence:)))


ÖPÜLDÜNÜZ!

29 Aralık 2012 Cumartesi

Fotoğrafsız Tarifler 12: Bayatlamayan Tuzlu Kurabiye:)

Bu kurabiye bayatlamıyor nedense:))) Ben de çözemedim. Geçen hafta sonu yaptığım kurabiyeleri hala yiyoruz :)) İşin sırrı sirkede belki de. Fotoğraflamıştım aslında ama bulamadım bilgisayarın içinde. Bulursam eklerim. Ama zaten çok kolay bir tarif. Azıcık hamur yoğurmuşluğunuz varsa kıvamını hemen alıyor hiç uğraştırmadan toparlanıyor:)


Sirkeli Tuzlu Kurabiye

Malzemeler:
1 yumurta (beyazı içine, sarısı üzerine)
1 çay bardağı elma sirkesi
175 gr tereyağı (oda sıcaklığında olacak)
1 tatlı kaşığı tuz
1 yemek kaşığı toz şeker
1 paket kabartma tozu
1 tatlı kaşığı kekik
1 tatlı kaşığı acı pul biber (isteğe bağlı)
Aldığı kadar un (2 su bardağı yetiyor)
istenirse bir miktar beyaz peynir de rendelenip karışıma eklenebilir. ama 4. gün bayatlaması kaçınılmaz tabii:)

üzerine: susam ya da çörek otu
1/2 çay bardağı sıvı yağ ve yumurtanın sarısı

Yapılışı:

Yumurtanın beyazıyla sarısı ayrılır. Beyazı büyükçe karıştırma kabına dökülür. Sırasıyla tuz, şeker, elma sirkesi, kabartma tozu, baharatlar ve tereyağı elle karıştırarak birbirine kaynaştırılır. İstenirse peynir eklenir. Üzerine un azar azar eklenir. Ele yapışmayan yumuşak bir hamur elde edilir. Ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp elle inceltilerek halka şekli verilir. Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine dizilir. Üzerine yumurta sarısı ve sıvı yağ karışımı fırça yardımıyla sürülür. Susam veya çörek otu serpilir. 

Önceden ısıtılmış 175 derece fırında 20-25 dk pişirilir. (Üzeri kızarana kadar)
Soğuyunca hava almayan kapta saklayın. 10 gün kadar taze kalabiliyor:)

Bu kasvetli kış gününde hemen yapın. Sıcak sıcak çayınızı demleyin:) 

Ağızda dağılan kurabiyelerinize kavuşun:))

AFİYET OLSUNNN:))))))


27 Aralık 2012 Perşembe

tatlı kriziii


ŞU GÜZELLİĞE BAKAR MISINIZZZZZZ:)))))


KARAMEL DELİSİ Bİ İNSAN OLARAK AKŞAM AKŞAM RESMEN AŞ ERDİM:(

KRİSPY KREME CARAMEL DREAMCAKE 'İ ÜRETTİN VE BENİ BAĞIMLISI YAPTIN.

PAKET SERVİSİN BİLE YOKTU EN SON.

BİSİKLETLE GÖNDERİYORDUN TESLİMATLARI :P

HALA CANI ÇEKMEYENLER VARSA DİĞER ÇEŞİTLER FOTOĞRAFTA MEVCUT:P


OFF OFFF!

ÇOOOOK CANIM ÇEKTİİİİİİİİİİİ!



Cilt Rutini Edinme Postu 2# La Roche Posay Effaclar Tonik

Yağlı cilde sahip olanlara şiddetle tavsiye edebileceğim bir ürün. Ciltte gün içinde hiç bir şey sürmeseniz bile parlama, yağlanma şikayetiniz varsa direkt alın:) Ben başlayalı tam 8 gün oldu. Kullanmaya başladığımdan beri etkisini gördüğüm için memnun kaldım. O yüzden hemen yazısını yazayım dedim.

İlk gün özellikle burun kenarlarımda kızarıklık ve yanma hissi verdi. Hemen bıraksam mı diye düşündüm önce ama kullanıcıların hep olumlu yorumlarını görüp sabretmeye karar verdim. 3. gün artık hassasiyetim tamamen kayboldu. Pamuğa döküp yüzünüze sürdüğünüzde birazcık kokusu rahatsız ediyor. (aseton gibi kokuyor:/)

Verdiği his ciltte tazelik, rahatlama uyandırıyor. Makyajı temizledikten sonra bile tortularından iyice cildimin arındığını hissediyorum. Cildi kurutuyor ama iyi bir yağsız nemlendiriciyle o gerilme hissinden kurtulabilirsiniz. Ben geceleri Bioderma Pore Refiner, gündüzleri de sadece ağız kenarım,  yanaklarım ve şakaklarıma Avene Hydrance Optimale Light Nemlendiricin spf 20 olanını kullanıyorum. Sivilceli bölgelere de Aksil 5 sürüp öyle çıkıyorum. Bütün gün parlama yok dert yok:) Şişesi 200ml ve korkarım 1 ay gidecekmiş gibi görünüyor.

Ürünlerden şimdilik mutluyum. Umarım şişenin sonuna doğru alerjik reaksiyon yaratmaz. Bir gelişme olursa yazarım yeniden:)

Daha önce bu ürünleri kullanan varsa yorumlarınızı beklerim...

Ojeli Post 1# ALİX AVİEN 110 vs. RİMMEL Precious Stones - Diamond Dust

Oje postlarını okumaya bayılıyorum. Belki 100 tane de ojem vardır. Her dışarı çıktığımda hiç bir şey almasam bir tane olsun ojeyle eve geliyorum. Her çeşit ojeyi de denememe rağmen yoğun simli ojelerden hoşlanmazdım taa ki bana karşılaştırma yazısı yazma hissi uyandıran bu iki ojeyle karşılaşana kadar:)))
Efendim ilk sırada Alix Avien ojemiz var. Fotoğrafta görüldüğü gibi iri simlere sahip. Bol parıltılı. Işıkta gökkuşağı renklerini yansıtıyor. Ben en çok bu özelliğini sevdim. Tırnaklarıma taş yapıştırmışım gibi oldu. Şeffaf jel yapıdaki ojenin kuruma süresi fena değil. Çok pütürlü olmamasını da sevdim diyebilirim. Zaten sürdükten sonra homojen bir renk çıkmayacağından çizilse ya da bozulsa önemsemezsiniz:))) Fotoğrafta olabildiğince ince sürülmüş. Ben kendime çok daha yoğun olarak uyguladım. Görüntü daha ışıl ışıldı. Mutlaka koyu renk bir ojenin üzerine sürmenizi öneririm. Ojenin kendisi çok açık bir gri tonunda jel formunda. Şeffaf gibi zaten. Kendini hiç göstermiyor tek başına. Yılbaşı için iyi bir alternatif bence.
FOTOĞRAF BURADAN ALINTIDIR.


Gelelim favorim olan Rimmel London markasının yeni serisi Precious Stones'tan seçtiğim 001 numaralı Diamond Dust. Rimmel London 'un bütün ojelerini severim, bir tek küçük şişedeki 60second olanlar hariç. Sebebi de Rimmel ojeyi sevmemi sağlayan dayanıklılığın zerresinin olmaması. Neredeyse gün sonunda hiç bir şeye dokunmasam bile ucu sıyrılıyor illaki. Bunu da söylemeden edemedim:)))

Neyse diyor, devam ediyorum... Ojenin yüzeyi pürtüklü. İlk kat sürüşte bile fotoğrafta gördüğünüz opaklığı size sunuyor. Sadece dikkatli olmanız gereken nokta homojen sürdüğünüzden emin olmanız. Boşluk kalırsa çirkin görünüyor çünkü. Kuruma hızına bayıldığımı söylemeliyim. Şişesine baktığımda hiç içime sinmemişti ama hem ışıl ışıl parlayan simli, hem oldukça opak, hem kolay sürümlü hem de mat görüntüsüne aşık oldum. Her tırnağa sürmek yerine ben sadece yüzük parmaklarıma kalınca sürmüştüm. Tırnak yüzüklerine benzettim duruşunu:)))) 

Tek eksisi pürtüklü yüzeyli oluşu ve tırnaktan zor ayrılması bence. Onun için de çözümler var... Altına ince de olsa bir tabaka base coat uygulamak ve çıkartırken asetonlu pamuğu üzerine yerleştirip alüminyum folyoyla sarıp 5dk beklemek:))))) Anında simsiz tırnaklar. Ben Parmex aseton kullanıyorum. Çok da memnunum.

Yılbaşı gecesi için mükemmel bir alternatif daha. Ben Rimmel sevdalısı olduğumdan sanırım Diamond Dust'a torpil yapacağım:)))))

Kırmızısı da mevcut ama benim gibi kırmızı oje konusunda seçiciyseniz pek hoşlanacağınızı sanmam:) 
Nar gibi tane tane kıpkırmızı tırnaklar isteyenler sevebilir:)

İki ojeye de Watsonslar'dan ulaşabilirsiniz. 

23 Aralık 2012 Pazar

MİM VAR MİM:)


Yine bi mim buldum hoşuma giden :)))) Peşin peşin pişman değil şişman, mirage ve goncc 'u mimleyeyim:)

1. En sevdiğim Blogger..? 
Blogdan tanıyıp da sevdiğim o kadar çok insan oldu ki hangi birini ayırayım:)))
Sıradan başlayayım, hem de ne çok sevdiğimi söylemiş olurum:)

-Pişman değil şişman : Ne zaman canım sıkılsa şarkılarıyla telepatik olarak destek verir, sosyal medyanın her kolundan konuşur, derdime derman olur. CANDIR! Bİ DE HEP MİMLENMEDİĞİMDE BİLE MİMLER:))))
-Pastel ve Huysuz'a bilaare sevgiler;)
-Ekimoza: Okumayı en sevdiğim ve her seferinde tespitleriyle beni güldürmeyi başaran isim:)
-Kuulumsu Kadın: Daha sık yazsa keşke... Yaz boyunca ofis dedikodularını ve yorumlarını pek sevmiştimm:))
-Melodram: Anlatış şekli o kadar şeker ki o yazsın hep okuyalım. Dünya kadar takipçisi olmasına şaşmamak lazım:)
-L'arc en ciel, 7-24 makyaj, mirage, bugün ne sürsem ve audrey'in şekerleri düzenli takip ettiğim bloglar..

2. En sevdiğim aksesuar?
Küpe ve bileklik. Takmayınca tuhaf hissediyorum.

3. En sevdiğim hayvan?
Kedi. Ama sadece uzaktan severim.

4. En sevdiğim içecek..?
Kahve! 2. sırada da soda-limon gelir.

5. En sevdiğim tatlı..?
Son zamanlarda tabii ki J'ADORE 'un Oh La La Beatrice'i. Genel olaraksa kıvamında yapılmış sufleye hiç bi zaman hayır demem.
Daha düşük kalorili bir şey yemem gerektiğinde ise Sütaş'ın 500ml'lik Orman meyvelisini bayılarak tüketiyorum <3

6. En sevdiğim yemek..?
Levrek. Bi de anneanne usulü erişte çorbasıyla, pazı dolması <3 Mantısı da ayrı güzeldir;)

7. En sevdiğim film..?
Midnight in Paris.

8. En sevdiğiniz PC programı..?
Autocad ve Powerpoint. 2si de eğitim hayatımı çekilir kılıyorlar:)

9. En sevdiğim TV programı..?
Hell's Kitchen, Gossip girl ve House.
EDİT: The Big Bang Theory'i nasıl unuttum yuh bana :))))))

10. En sevdiğim renk..?
Kırmızı ve lacivert.

11. En sevdiğin çizgi film karakteri..?
Sailormoon'dan Usagi Tsukino <3 Peşinden de Candy gelir;)

12. En sevdiğim yazar?
J.R.R TOLKIEN, VASCONCELOS, Irwin YALOM, Elif ŞAFAK, TOLSTOY...

Sevgiler....

Otobüslü Macera

Dün tuhaf bi gündü. Sabah karla uyandım ki aralık ayı için pek normal bir durum değil İstanbul'da kar görmek. En şiddetli kışı şubat, mart ayında görmeye alışmış bünye. Yıllardır yılbaşında kar yağmamıştır ordan anlayın :)))

Kar yağdını görerek inadına yağmur çizmesiyle sokağa çıktım. Tabii ki ayaklarım buz tuttu. Bugün çok uzun olacakk diye düşünmeme kalmadı alışveriş çılgını arkadaşım Capitol'de ayakkabı beğendiğini ve bugün almamız gerektiğini söyledi. Aynı zamanda Cadde'deki Hotiç'te başka bir ayakkabı sipariş ettiğini ve bugün onu da almamızın şart olduğunu söyledi. Resmen yıkıldım ve ayaklarıma acıdım:)))) Okuldan çıktığımda yerler nispeten kar tutma eğilimindeydi. Bastım önce Bostancı'ya gittim. Tonton bir amcanın taksisini çevirdim. Gideceğim yer kısaydı ama muhabbet çok tatlıydı. Yarıda kesip indiğime üzüldüm:) Bi de benden resmen taksimetrede yazanın yarısını aldı. Sevindirik oldum:)

Bostancı'ya gittim ama biz kız piyasada yok bana da akıl veriyor PTT'de bekle diye. İçeri bir girdim hem kalabalık hem hamam gibi. Soyunsam birazdan gelecek, soyunmasam ölücem, oturayım dedm ama sadece 2 tane oturacak yer var amcalar, teyzeler derken utandım ayakta da kaldım.  Millet benim huzursuz kıpırdanışlarımdan işkillenip tuhaf bakmaya başlayınca dışarı attım kendimi. Tam basbas bağıracaktım ki ufukta göründü nihayet.

Biraz hoş beşten sonra otobüsü yoldan çevirdik. Adam tam bir yapışkan. Üşümüşsünüz belli çok beklettiysem özür dilerim falan dedi. Ağız kulak mesafesi fazla dardı. Capitol'de ineceğimizi söyledik, canı nerden isterse ordan gidermiş. Neyse oturduk bir yere hala bişiler söylüyor ama duymazdan geldik, en son ışıklarda durdu demez mi size söylüyorum hiç duymuyorsunuz yalnız kaldım diye. Biz ufak dumurun ardından devam ettik konuşmaya. O arada otobüs de kalabalıklaşmaya devam etti. En son Capitol'ün önündeki ışıklarda durdu. Hazır durmuşken inseydik der gibi oldum, şoför "Aceleniz ne??Dönerken bırakırım:)" dedi. "Konularda çeşit çeşit sizde maşallah, sanat, film, tiyatro, kitap akılı kızlarsınız, hadi bakiim..." dedi.
Biz şaşkınlıkla birbirimize baktık. Her konuştuğumuzun dinlenmesi hiç hoş bir şey değil tabii ki. Adam onları dinlerken telefonda konuşuyordu bir yandan. Canı sıkılmış bariz:))))))

Hadi otobüsten bin türlü ekşınla indik ama kar bastırdı. Önümüzü zor görüyoruz suratımıza doğru yağan buzdan. Zor attık kendimizi içeri doğru WCye koştuk. İçeride temizlik görevlisi teyze boyu kadar paspası tutmuş, el belinde bize bakıp: "Anaaaaa bunların üstüne kar yağmış, yazıkkkkkk...." demesin mi:))))))) Gülmekten öldük ya. Sen çok yaşa emi teyzem:)))

Capitol'de aşağı yukarı ine çıka dört döndük, 2 çift ayakkabı ve 1 çift çizmeyle günü tamamladık:))))) Tchibo'dan kurabiye kalıbı da alacaktık da sıra çoktu sonra uğramayı da unuttuk:/
Bir sürü parfüm denedim Sephora'da. En tuhaf bulduğum Chloe - Love'dı. Bana maydonozla salatalık karışımı gibi bi izlenim bıraktı. Ya da şöyle diyeyim bitki çayı gibiydi:))))

Kokusuna bayıldığım Marc Jacops LOLA'yı ennn kısa zamanda almayı planlıyorum:))))


Şişe tasarımı da son derece orijinal bence:D Başkasını bilmem ama ben çok önem veriyorum şişelere. Çocukluğumdan beri merakım var.

Konuyu dağıtmayalım:) İşimiz bitti çıkalım derken durakta otobüs beklemeye başladık. Sonunda geldi. Bindik ama feci kalabalık. Şoföre yakın bir yerde evde mi otursak, çizmeleri değiştirip Cadde'ye mi çıksak konuşurken... şoförden günün bombası patladı:
"Amaan kızlar, düşündüğünüz şeye bakın. Sıcacık oturun evinizde. Bide 1 kilo mısır alın.
Arkadaşım: -Mısır derken?!??
Şoför: - Mısır yok mu mısır. Patlatır patlatır yirsiniz.
Ben: -------- "BLUE SCREEN"
Şoför: Çay da demleyin. Sıcak sıcak içiniz ısınır.
Ben: Çay gitmez amca. Kola alırız.
Şoför: Çay gitmez olur mu heçç? Çay iyi çay:)))"

O sırada durağın birinden yolcular bindi. Bizim mısır ve çay  muhabbetimiz kızın dikkatini çekmiş
olacak ki kendini olayın içinde hissetmek istedi ve şöyle dedi: " Belki taze mısırdır."
"Ben: "BU MEVSİMDE TAZE MISIR OLMAZ!"
(Resmen kınadım.)
Kız: HIMMMM...Ben çok yanlış anlamışım demek. Konu nereden açıldı?
Ben: İşte orasını hiç birimiz bilmiyoruz. :)))))))))))))) "
deyince ön tarafta duran o ana kadar sessiz kalmış tüm insanlar yarıldı:))))) Arkadan noluyooo orda bakışları atsalar da biz çok eğlendik:))))) Bitti mi bitmedii:)))))
Bizim bomba kralı şoförümüz aynı performansla devam etti:
" Sabah 6dan beri direksiyon sallıyom bilionuz mu. Bugün bi de fazla mesaiye kalacam. 10'da teslim edecem arabayı durağa."
Bu ansızın gelen iç dökmeyle karşılaşan biz de amca dolmuş bari anlatsın diyerek konuşturmaya devam ettik. Amca anlattı hikayesini bütün otobüs dinledi. Hazin hikaye sanmayın:))) Günlük rutinini, çocuklarını falan anlattı.

Biz binenlerin etkisiyle bir süre sonra ortalara ilerlediğimizden gerisini pek duyamadık. Değişik bir gündü valla :)))) Yazmadan edemedim... Umarım yansıtabilmişimdir sizler için de:)))))


20 Aralık 2012 Perşembe

MİM: YILBAŞI DİLEKLERİ

Her sene adet haline gelmiş artık bir şeyler ummak, istemek, dilemek... Ben dileklerimin sadece doğum günlerinde dileyip kabul gördüğüne inananlardanım. Ama "wishlist" yapılacaksa eksik kalmayayım:)

1- Yeni bi laptop: Lenovo'mun başına aldığımdan beri gelmeyen şey kalmadı. Mayısta aldım haziranda format atmak zorunda kaldım. İyi kötü kullanıyordum şimdi de adaptörü çalındı. Bi bokluk var bu işte. Soğudum. Uğurlu bir laptop istiyorum artık!!!!!!

2- Galaxy S III: Aslında bu model olması şart değil.  Ama mevcut haldeki E72min konuşurken çıkardığı gürültü dış sesi bile bastırdığı için her türlü yeni telefon almam gerek. Iphone'un kılıflarına taptığım halde kendisini bi türlü sevemediğimden pek yanaşmak istemiyorum.  Kısaca cep telefonu gerekli:)))


Meğer ne bahtsızmışım elektronik eşya konusunda:)) Şu an onu farkettim.

3-Yarı profesyonel bir fotoğraf makinesi: Almak artık farz oldu. Proje hocam araştırma için öyle yerlere gönderiyor ki zavallı telefonumun bile bi kapasitesi var :)))))))

4-Çizim masamın üzerine kapaklı raf sistemi : Sürekli dağınıklığımdan şikayetçi olan annemi susturmak için her şeyi o dolaplara tıkmayı planlıyorum:) Ortalıkta eşya yok, gürültü yok:)

5-Birazcık özgüven, biraz narsizm, biraz sükunet: Şu ara canımı sıkan insara cırlamaktan yorgun düştüm. Kafamda onları yoksaymaya yarayan bi düğme olsa diye dua ediyorum artık. Özgüvenimin azaldığını, yeni insanların, yeni çevrelerin arasına tek başına karışmaktan çekinir, korkar olduğumu hissediyorum. Hayatım boyunca sosyal olmamın en büyük artım olduğunu düşünürken şu ara sosyal fobinin sınırlarında gezinmeye başladım. Acilen çözmem gerek. Ya da terapist bulacağım mecburen:/ Özgüven eksikliği kendimi sevmemi de engelliyor haliyle. Sevgilimden ayrıldım, yeni birine ısınmaya çekin, tanımaya üşen derken nereye kadarrrr:))))))) Sıra bende...

6- 5.Maddenin devamı olarak ruh eşimle tanışmak : D Size de olur mu bilmiyorum ama İstiklal Caddesi'ne ne zaman gitsem aklımdan hep geçer; ruh eşim kesin burada, yanımdan geçti gitti hiç farkıma varamadan:/ Bi gün karşılaşacağız doğru zamanda bu noktada! Azıcık tuhafım evet:p

7- Kilo vermek: 2007 ağustos ayındaki halime geri dönsem yeter fazlasında gözüm yok:)

8- Sivilce lekelerimden bi ömür boyu kurtulmak: Bıktım artık sivilce görmekten. Çıkmasınlar asabımı bozmasınlar:D Bol bol kozmetik alayım, alerji yapmasın, sivilcem çıkmasın, bir şey kapatmakla uğraşmadan tadına varayım:) (Bu maddenin özü : daha çok kozmetik tabii ki:))))))

9- KIA CEED <3 RUBY! Arabayı ilk gördüğüm günden beri istiyorum. Bu yıl benim olsun artık. Ehliyet bile aldım.

10- DİPLOMAYA KAVUŞMAK:  En iyisini en sona sakladım. Bu yıl mezun olabilmek istiyorum. Okulun uzamasına tahammülüm yok gerçekten. Bitse de gitsek gün sayıyorum!!!!!

11-İş istiyorum: Eminim kimsenin hayalindeki iş ilk girdiği yer değildir:p  Annem kesin bir istikrarla bi kurumda 25. yılını doldurdu:p Bana böylesi nasip olur mu bilmem ama hakkımda hayırlısı neyse o olsun diyorum. Birinin altında çalışmak bana göre değil ama işi öğrenene kadar iyi patronlarım olsun, sonrasında da kendi işim olsun kafasındayım. Eşim de meslektaşım olursa, sektörler ilintili olsun hiç değilse, daha ne isterim:))))

12- Kutu gibi bir ev: Hani olur ha mezun oldum, işe girdim, arabamı bile aldım... Eve çıkmamak olmaz:))) Küçük bir ihtimal bile olsa yazmadan edemedim:) Evden beklentim, bol ışıklı, büyük mutfaklı, ısınma problemi olmayan, suları gürül gürül akan bir daire:)

Benim dileklerim bunlar:))) Evlilik falan yalan bu sene, listeye bile almadım zaten. Zamanı gelince olacağı varsa kimse önünde duramaz diye düşünüyorum:)))) Hakkımda hayırlısı diye post'u bitiriyorum:)

p.S  mim i çok ciddiye almışım yau:)))))

p.S 2: mimleyecek pek kimse yok malesef:/ brc'uma teşekkür ederim beni mimlediği için:))))



19 Aralık 2012 Çarşamba

Cilt Rutini Edinme Postu 1#

Yüzümde özellikle çene bölgemde yine sivilceler, siyah noktalar çoğaldı, çirkinlik imparatorluğuna darbe yapmam gerektiğine karar verip cildiyecime gittim. En son geçen yaz nadirleşmişti sivilcelerim ama stres dolu günlerden son akneye dönüş kısa sürdü:/ Önünü alamadım işte.

Roaccutane tedavisinden haberdarım tabii ki, ve mucize yarattıklarını gözümle çok gördüm. Çocukluk arkadaşımın yeni sürülmüş tarla biçimindeki delik deşik ve mosmor yüzü bebek poposu kıvamına ulaşmıştı 1yıl içinde. Ve bir daha sivilce gören olmadı yüzünde. Aynı şekilde üniversitede bir arkadaşımın her türlü kuruluk, pullanma,hayata küsme gibi yan etkilerini de bolca gördüğüm için mecbur olunmadıkça kimsenin yaptırmaması taraftarıyım. Ama sonuçlar şahane yadsınamaz tabii ki.    Yine de çenede düzenli olarak çıkan yer etmiş toplamda 3 4 akne için de 6aylık eziyete değmez diye düşünüyorum. Bugün doktorum kesin çözüm istiyorsam buna mecbur olduğumu, aksi halde dışarıdan müdahaleyle bir yere kadar etki edilebileceğini ve "bu gerçekle barışmam" gerektiğini söyledi. Kınadım kendisini bu kadar kolay bir şekilde bana bunu önerdiği için.
1. Lens kullanan bir insanım ve göz içi kuruluğu yaptığından 6ay  lenssiz yaşamayı asla düşünmem bile. Gözlük yüksek numara miyop bir insan için konforsuzluktan başka bir şey değil.
2. Sürekli olarak bünyem böbrek taşı oluşturuyor ve ilacın karaciğere olduğu kadar böbreklere de yan etki gösterdiğini okumuştum. Benim için bu riske değmez. Sağlık daha önemli.
3. Hipoglisemisi olanların cilt altında kist şeklinde yağ birikmesi oluyormuş. Dahiliye uzmanına sormam için yönlendirildim. Benim için büyük bir problem değilmiş. Spora başlasan gidecek hepsi dedi:))))))) İlacım oymuş:)

Bunca girizgahtan sonra mevzuya gelelim:) Madem tedaviyi reddediyorsun alternatif ürün kullan diyerek şunları verdi.

1. Avene Cleance Gel ve toniği: Yazısı için tıklayın. Tonikten son zamanlarda biraz rahatsız olmaya başladığım için farklı ürün arayışlarındaydım. Rahatsızlığım da cildimdeki ağırlık ve hafif yapış yapışlık hissiydi. Önceleri beni rahatsız etmeyen şey şişenin sonunda belki sıkıldığım için battı resmen:)
2. La Roche Posay'in EffaclarTonik:  Toniğim bitince yeni bir ürün seçtim. La Roche Posay'in Effaclar Serisinin termal su içerikli mikro soyucu özelliğindeki toniğini aldım. Bugün başladığım için kendisine 1 ay süre tanıyorum. Yazısını da ekleyeceğim mutlaka sonradan.
3. Bioderma Sebium Pore Refinder: Gözenek sıkılaştırıcı olduğu ve sadece gece sürmem önerildiği için hiç bir fikrim yok malesef. Yazısı sonra yazılacak.
4. Heliocare advanced: SPF 50 korumalı güneş kremi. Kayısı özlü ve hafif bir kokusu ve dokusu var. Ciltte birikme yağlı hissi vermeden pek güzel emiliyor. Leke kalmasın diye mecburen kullanılacakmış bu mevsimde bile:/ Yazın kullandığımda memnun kalmıştım.
5. Aksil 5: Arkadaşıma doktorunun tavsiyesi. Kendisi çok memnun kalmış sivilceyi örtüp kurutmasından. Ben de bir kutu aldım gündüzleri sürüp deniycem bakalım. 2 çeşidi var sanırım. Beyazı GECE kullanılıyormuş. Emilmiyor ve kalıp gibi duruyormuş. Ben renkli olanı aldım. Yalnız açık tenlilerde tuhaf durabilir. Benim yüzüme tam geldi neyseki sevindim:)


Makyaj ve her türlü kapatıcı yasakken kıpkırmızı akne görmek istemiyorum aynada:/ Bitek young blood ürünleri serbestmiş:/ Bayıldığım bi marka değil maalesef.

Durumlar şimdilik böyle. Etkilerini görmeye başlayınca ufak ufak eklemelerle yazılarımı yayınlarım:)
Esen kalın efenim:)

17 Aralık 2012 Pazartesi

Yves Rocher - Tendre Jasmin

Yasemin kokusuna bayılırım. Bu yüzden sabahları genelde yaseminli yeşil çay tüketirim. İçimi temizliyor sanki:) En yakın arkadaşlarımdan birinin adı bir de:)

Neysee efendim konuyu dağıtmadan parfümü tanıtayım:)

KENDİSİ ERKEN YILBAŞI HEDİYEM OLUR. Annem ve kankası bugün Rocher'deki indirime kayıtsız kalamamış 99tl'lık parfümü %30 gibi bir indirimle 75tl'ye getirmişler.



50 ml'lik şişelerde EDP şeklinde satılıyor. İlk sıkışta keskin bir yasemin kokusu alıyorsunuz. Gittikçe tenle bütünleşiyor. Kalıcı bir koku. Normalde şekerli kokulardan hoşlanan biriyimdir. En sevdiğim koku Paco Rabanne-- Black XS diyeyim siz anlayın:) Çiçeksi kokuları hep belli belirsiz, sürmeye değmez bulurdum. Halbuki burnu hassas biriyim. Koku dediğin kalıcı/vurucu olmalı ve geçtiğim yerde iz bıraksın isterim. Tabii ki içine düşmeden:)))) Bu parfüm çiçeksi ama kendini unutturan bir koku değil. Benim gibi ön yargıyla yaklaşsanız da bekledikçe güzelleşiyor. Yine de söylemeliyim, tam bir gündüz parfümü;)

Tavsiye ederim:) Miss kokulu günlerrrr:)))))

15 Aralık 2012 Cumartesi

Mirage'dan mim kaptım:)

Bugünü mim cevaplamaya ayırdım:) Mirage tabuları yıkmak ve dürüslükle ilgili bir mim hazırlamış.  Mirage'ın cevapları için BURAYA...
Benim cevaplarım için de aşağıya doğru devam ediniz:)))) İyi okumalarr:)



1) blogunuzun ismini seçerken neye göre seçtiniz?

nilesi:) ben ismi seçerken kopyalanamayacak, sadece bana bir şeyler çağrıştıracak, başkasına bir şey ifade etmeyecek özel bir isim olsun diye çok düşündüm. nasılsa internet fenomeni de olmicam günün birinde sözlüklerden seçme havalı bişi olsun da istemedim:) hem kısa, hem öz olsun diye ismimin harfleriyle oynadım. bunu da böylece itiraf edeyim hadi:)

2) blogunuzda bahsettiğiniz şeyler gerçek mi?
gerçek düşüncelerimi yazdığım kutular dolusu defterim ve cinnet anlarında yazıp yazıp yaktığım binlerce karalama varken insanlarla paylaşmak istedim. kendi başımayken sanki başka kimsenin başına gelmez gibi hissediyordum. paylaşınca destek gördükçe mutlu oldum. belki biri de benim yazımdan kendine ders çıkarır o hataya düşmez diyerek doğru bildiklerimi yazıyorum:) anaçlığıma lanet ettim şimdi:p yemek tariflerim kendi denediklerimden, kozmetik yazılarım sık kullandıklarımdan, diğer ortaya karışıklarsa başıma gelen, beni etkileyen olaylar silsilesi işte:)

3) bu blog ilk blogunuz mu değilse diğerleriyle ilgili problem neydi?
bu benim ilk blogum:) bunu batırırsam bir daha da açmam herhalde:/ belki günün birinde daha düzenli, daha sistematik bir hale sokabilirim. o kadar:)

4) günün birinde gerçek kimliğini açıklar mısın?
kimliğimi gizleme derdim yok zaten. sadece çok yakın çevrem bilmese yeter. aile ilişkilerim tuhaf olduğundan bilmemeleri daha rahat hissettiriyor. senin kız şunu yazmış falan bunlarla uğraşmak istemem sadece. kendi alanım nihayetinde. yoksa hiç tanımadıklarıma kendimi anlatmak, dünyamı açmak çok daha kolay:)

5)içinizde kalmış ahh keşke dediğiniz herhangi bir şey var mı?
ilk üniversitemi yarım bıraktım. %36sı kaldı sadece mezun olmam için yeterli kredinin. günün birinde onu bitirmek ve harcadığım emeğin, kaybettiğim zamanın karşılığını almak beni mutlu edecek. fosil hocaların ölmesini bekliyorum sadece:) diplomayı aldığım gün uçak yapıp bütün koridorlarda uçurmak isterim. bu yıl yeni lisansımın son yılı. iç mimarlık diplomamın yanında mimarlık diplomam da olursa daha ne isterim;) yüksek lisanstan çok daha değerli benim için.

6)en sevdiğiniz 5 şey?
yemek yapmak, makyaj yapmak, insanları gözlemlemek, at binmek ve puzzle yapmak. sporu da düzenli olarak hayatımın bir parçası haline getirsem iyi olacak;)

7) kötü alışkanlıklarınız var mı?
tek kötü alışkanlığım düşündüklerimi pat diye söylemek ve bahaneler kraliçesi olmam. başımı kurtarmak için anında bahane uydurabiliyorum. bi de kendimi çok dinlemem. güvensizleştirip, üşengeç yapıyor. insanlara derdimi anlatamıyorum:) sigarayı 25yılda 30tane içmemekle övünen biriyim. elime de yakışmıyor zaten meret:) alkol tüketirim de sosyal içiciyim:) çok dayanıklı bi bünyem de yok zaten:)

8)bu mime verdiğiniz cevaplar dürüstçe verilmiş cevaplar mı?
evet. ama sıkışırsam her an saptırabilirim:p


bu da bittii:))))))

Mim var dediler geldik: SORULAR



Yine blog gezerken takılıp da durduk yere üzerime aldığım mimlerden biri:) Kim akıl etmiş bilmem de cevaplamak içimden geldi.


HADİ BAŞLAYALIM:

1. Mantığın mı yoksa duyguların mı ön plandadır?
Tam anlamıyla Yengeç burcu insanıyım. Tabii ki bende mantık aramamak lazım:p Ben sezgilerime güvenirim, her halükarda burnumun dikine giderim arkadaş:) Ha hatalarımdan ders çıkarmasını hep bilmişimdir ayrı.

2. İnsanlar niye mutlu değiller? Niye gözlerinin önündeki mutlulukları görmüyor ve şükretmesini bilmiyorlar?
Açgözlü oldukları, varolanın hep daha fazlasını arzu ettikleri için.

3. Çok para harcayıp keşke almasaydım yada harcamasaydım dediğin bir şey var mı??
KOZMETİKKK! En çok ruja ve ojeye para harcıyorum. Ojeye harcadığım paraya yazık resmen. Evde bir dolap dolusu oje var, çoğu birer defa sürülmüş bırakılmış. Sıkılıyorum çünkü 2. defa sürünce. Watsons ve Gratis açıldığından beri daha hiç elim boş çıkmadım. dün kendimi nasıl kaybettiysem artık arkadaşımın 2defa dürtmesine rağmen beynimde varlığını yoksaymışım. Öyle bi dürtülme hissi hatırlamıyorum:p Durum vahim kısaca:p

4. Haklı olduğun bir konuda hakkını savunur musun yoksa susmak adalet mi dersin?
Susamıyorum ben haksızlık gördüğümde. Eğer o an konuşmazsam sonra o pişmanlığı unutamıyorum. Ansızın aklıma geldiğinde sinir basıyor, boğulacak gibi oluyorum. Zaten susarak, zamana bırakarak işlerini halledebilen bi insan olmadım ömrümde. Hep sabırsızdım. Batırsam da ne olacaksa olsun ama şimdi olsuncuyum:D

5. Tok gözlü müsün yoksa her şeyim olsun diyenlerden misin?
Yerine göre diyeyim. Elimin altında ihtiyacıma yetecek kadar olsun dahasını istemem. O bana güven verir. Erişeceğim kadarını istedim. Boyumu geçene de el uzatmadım. Hırslı biri de değilim. Bende yoksa olduramıyorsam da sıkıntı yapmam hani.


Bittiii:)))))

11 Aralık 2012 Salı

Çukulata aşkınaaa

Son günlerdeki dijital konuşmalarımın (WhatsApp, MSN, SMS) kayıtları incelense en çok konuşulan şey J'adore Chocolatier:)))))  Beyoğlu'nda minicik bir Fransız pastanesi. Hayalimde hep vardı minicik olsun benim olsun, hep miss kokulu bir cafe'm olsun istedim. İŞTE TAM HAYALİMDEKİ YER!!!!  Oraya gitsek, Beatrice hariç ne yesek, ne zaman gitsek, hangi saatte yer buluruz, tok gitmeyelim vs vs vs... artık günlük rutin konuşmamda bile sürekli hayalini kurduğum bir cennet kendisi. Ben yazıyorum diye sakın meraklanıp da gitmeyin. Bana mekanın adını söylemeyip, "sadece Beatrice yediğim yer" olarak tarif eden biriyle aramızdaki bağı sıkılaştırdığına inandığım bir mekan çünkü:) Bir de zaten küçük sadece bilen biliyor. O nedenle adresini bile vermeyeceğim:p Çok merak eden çoktaan Hz. Gugıla danışmıştır bile:p

Bu kadar girizgahın ardından Beatrice nedir ondan bahsedeyim. Tahmin ettiğiniz üzere bol çikolatalı bir tatlı kendisi. Ben fondünün ağızda dağılan yumuşacık kakaolu pandispanyanın ve bolca meyvenin üzerine cömertçe dökülmesinden oluştuğunu söyleyebilirim:) Gecenin bu saatinde bile canım çekebiliyor kendisini. (Görselini sonradan eklerim). Asıl adı "Oh la la Beatrice".

Mekanı nasıl bulduğuma gelirsek, bir akşam MSN'de  konuşurken resmen pislik olsun diye aklıma soktu. Önce tatlıyı alladı pulladı. Sonra mekanı alladı pulladı. Yerini sordum adını hatırlamadığını söyledi. Bigün gidermişiz!!!!!! Ben bulmayı kafama koymuştum ama çoktan. Derken 29 Ekim'de hazır okul da tatil, fırsat bu fırsat deyip Beyoğlu'na yolumuzu düşürdük canlarımla. Önce Beyoğlu klasiği haline gelen Dilek Pastanesi'nde bir şeyler atıştırdık. O sırada sürekli bir mesajlaşma halindeydik. Bana yine Beatrice deyince detay istedim. Baktım cinslikten söylemeyecek internetten aradım ismini. Önce görüntüsüne bayıldım, sonra mekanın adresini buldum. O arada hızlıca karar verdik sokak isimlerini takip ede ede çıkacağız yukarı. Ama nerdeee... Çıkar çıkmaz meydana doğru yürüyen, slogan atan kalabalığa karıştık. Sloganlar atarak yürüdük yürüdük. Demirören'e gelince kalabalıktan çıkıp yukarıdan bakalım diyerek camlara koştuk. Muazzamdı.

Kalabalık biraz dağılınca çıktık gerisin geri Tünel'e doğru yürümeye başladık. Bu arada öyle bir yer olmadığını söyleyip beni benden aldılar ama ben kafama taktıysam bulurum. Huyumdur:) Harala güre içinde sokağı bulduk ve daldık. Zaten sokağa girdiğimde yayılan dalga dalga çukulata kokusu doğru yerde olduğumu kanıtlar gibiydi. Mekan o kadar minik ki yer bulamadık. Yan binadaki aynı işletmeye ait Fontana'da oturduk. Beatriceler geldi ve yumulduk! Hayal ettiğim kadar güzel ve tok karnına yenmeyecek kadar ağır bence:) Gelir gelmez ilk işim fotoğrafını çekip ibret olsun diye mail attım:)))) Çıldırdı tabii ki:p Beni o günden sonra hafife almamayı öğrendi bence:)

Azmin sonucu olarak bir başarı ve keşif hikayesi okudunuz:))))) Lütfen gitmeyiniz. Hele yakınlarınıza hiç bahsetmeyiniz:) Bu arada ben Beatrice diye tutturdum ama orada en popüler yiyecek olduğu için. Yoksa çikolata mamülü çok çeşit var. Sufle yedim en son o da güzeldi. Özel bir çikolatalı pastası varmış onun enfes olduğunu duydum ama benim aklım fondüde:)))))) 2hafta sonra ordayım:)

Daha yazarım da işte ağzımın suları akmaya başladı iyice:p Kendime eziyeti bırakıp yazıyı noktalıyorum.  Bol çukulatalı rüyalarrr:))))))

5 Aralık 2012 Çarşamba

GECENİN ŞARKISI

TEO-MAN ALBÜMÜ ÇIKTIĞI ZAMAN LİSEDEYDİM.
BU ŞARKIYI DEFALARCA EZBERLEYENE KADAR DİNLEDİM. 
GÜNDE BELKİ 10 TEKRARLA WALKMAN'İMLE SARAR SARAR DİNLERDİM.
AVAZ AVAZ SÖYLERDİM.
BIKTIRMIŞTIM HERKESİ:))))

BUGÜN SİZ DİNLEYİN BENİM YERİME...

BEN USUL USUL SÖZLERİNİ MIRILDANMAYI YEĞLEYECEĞİM.

GRİP OLMUŞ BÜNYEME İYİ GELECEK BİR TOTEM OLSUN:)) 
BENİMLE BİRLİKTE SÖYLEYENLER EL KALDIRSIN:))))



teoman- kupa kızı sinek valesi

Bi rüya gördüm...

Dün sabah rüyamdan zıplayarak uyandım. Genelde rüyalarımda yüksek bir yerlerden düştüğümü gördüğümde zıplarım, bu çoğunlukla uçurum olur, efendime söyliyeyim apartman boşluğudur, helikopterden atıldığımı görmüştüm bir defa sivri kayaların tam üzerine doğru...çarpmadan uyanmıştım allahtan(karabasanla eş tutarım kendisini:/), bu sefer çok farklıydı.

Rüyamda, belki de kabusumda demeliyim, diploma projemde en sevmediğim iki hocamın rehberliğinde GECEKONDU MAHALLESİ projesi çizdiğimi gördüm:o

Sınav başlamış ve ben dolaşırken sınıfın içinde 2 saat geçmiş bile. Hocam uyarıyor çizmeye başlamazsam bir anlamı olmayacağını, yetişmeyeceğini söylüyor. Başımda dikiliyor. Masanın üzerinde çok dağınık kağıtlar var. Toplamaya başlıyorum bir yandan. Elimi sürdüğüm anda toplanıp üst üste konduğunu gördüm. T cetveline ihtiyacım vardı. Çantamı karıştırmaya başladım, kocaman eski bir hazine sandığına döndü. İçinde her boyda cetvel, gönye, şablon vardı. Karıştırıp işime lazım olanları aldım. Sandık çanta haline döndü.

Bir yandan sevinip, bir yandan çizmeye başladım. Gereksiz bir mutluluk vardı üzerimde. Hocam ın biri şu an sağlık sorunları nedeniyle ders vermiyor artık gerçek hayatta. Rüyamda rengi sapsarıydı. Ama ısrarla konuşmaya ve beni yönlendirmeye çalışıyordu sürekli.

Plan diye başladığım kağıdın üstüne detay girdiğimde perspektif çizmeye başladım. Terslik var bunda diyorum ama harala gürele su borusu, tuğla dokusu, ipe gerili çamaşır yığınları çiziyorum. Sokağın perspektifini çizdim. Rögar kapağının altını, kanalizasyon çizdim. Çizdikçe sanki yerin altına, mekana dahil oldum. Çizdikçe gülüyorum. Nasıl göründüğünü soruyorum.

Güya 2 kişi çalışıyoruz ama arkadaşım benden kalem, pergel istiyor sadece. Panik halinde. O anlarda sınıfı görüyorum. ÇİZDİĞİMDE MEKANIN İÇİNDEYİM. Çizdikçe mekan değişiyor, genişliyor. Detaylarda kaybolduğumu düşünüp panikliyorum. Nasıl ilk paftaya döneceğimi tasarlamaya başlıyorum. Yetiştirme telaşım yok ama detaydan kurtulmaya çıktıkça yeni bir boşluk görüp saldırıyorum. Kağıtlar çarşaf çarşaf doldukça üst üste diziyorum. 30 sayfa olduğunu söylüyor hocam. "Yeter mi?" diyorum, kafa sallıyor. Kağıda bakıyorum, sadece çizgi görüyorum. Artık içine giremiyorum. Bitirdiğimi söylüyorum. "İyi iş çıkardın" diyor hasta olan hocam. Toplanıp çıkıyor.

Masanın üzeri ilk başladığım gibi darmadağınık. Her yerde hademeler var. Kağıtları toplamaya çalışıyorum. Dağılıyorlar her yere. Bir arada tutamıyorum. Saate bakıyorum. Gece yarısı olmuş. Servisi kaçırdığımı duyuyorum.... Sonra zıpladım işte...... UYANDIM! İlk refleksim saçlarımı tutup çekmek oldu. Hemen bıraktım canım acıyınca:/

Gördüğüm en tuhaf rüyaydı işte... ne anlama geliyor acaba? Sanırım çıldırıyorum...ya da mesleğimle AŞK yaşıyorum... Rüya tabirine baksam can alıcı kelime hangisi? Bilemedim:/ Yorumlamaya çalışan olursa sevinirim:))))

1 Aralık 2012 Cumartesi

Veee Vizelerr Biterrr:))))

Vize haftamı tek hasarla atlattım. Maliyet benim dayanma kapasitemi aşacak derecede sıkıcıydı. O notları Allah biliyor ya 1 defa tamamen okumadım. 25 almışım. O da 20 puanlık soruyu herhalde doğru yaptığımdan. Bi de adımı yazdım. 5 puanda oradan verse :p

Allah'ıma şükürler olsun bittilerr:) Güncel Sanat sınavım 1 okumayla bile süper geçti. AZICIK saçmalamışım ama 75 falan alırım herhalde. Proje eskiz sınavım saçmalık ötesiydi. Mantık hatası baştan başa. Mobilya tasarlattılar resmen. Ben de işlenmemiş odunun hallerini çizdim masa diye:p Bide boyanın dibine düştüm:p Anaokulundan beri o kadar çok boyayla oynamadım. Odun dokusu vereceğim diye mor, kiremit rengi,civciv sarısı bile kullandım:p Çay süzgecinden yaptığım kubbe de baya ilgi gördü:p Açıklanmayacak ama olsun:) Kaya'cığım olsun bana bişey olmaz <3 Hayatım boyunca en çok sevdiğim hoca olmaya devam edecek. Kimse onun tahtını alamaz:)))))

 Bugün girdiğim Restorasyon sınavı resmen kalp çarpıntılarıyla geçti. Soruları aldık, çalıştık aynıları geldi. Sınav başlar, beynimden her şey silinir. Bildiğiniz hafıza kaybım 15 dk sürdü. Baktım olacak gibi değil, tam toparlandım çıkacağım aynı MATRIX filmindeki sayıların yeşil yeşil ekrandan akması gibi Boito'cuğumun prensipleri yağmur gibi yağdı beynime. Ta ki o sırada yan masada oturan, gözleri fel fecir arkadaşlarım silgiye bakıp bakıp yazdığımı görünce bir keramet var zannedip istediler. Sağa bakmış, sola bakmış bi şey anlamamışlar. Onlar söyleyene kadar da ben ne yaptığımın farkında bile değildim:) Bir taklidimi yaptılar öldüm gülmekten. Hoca inceden kestiğim çocuğu yanımdan arkaya göndermiş önüm boşken onun bile farkında değilim. Bi ara kim var kim yok diye bakınırken farkettim en arkada oturduğunu o kadar:) Tüh tühlenmedim değil:/ Kopya verme özürlüsü olsam da ona verirdim herhalde:)

Sınav öncesi bizim satışı kronikleştirmiş olan uzun arkadaşımız yine kendi performansını katlayarak yer bile tutmamış. Stresin de verdiği gazla saydırdım. Önü arkası sağlammış güya. Kopya çekecekmiş. Onlardan hayrı kim görmüş ki o görsün. Bunu söyleyince bozuldu falan. Keyfi bilir valla. Biz paşa paşa amfide girmişiz sınavımıza. Çıkışta baktım kapıda. Hemen de sordu nasıl geçtiğini. Arkalı önlü doldurdum valla. Daha ne olsun;) Hiç bir şey yapamadığını söyledi. "Müstehak, oh olsun" dedim. NİYE ÖYLE SÖYLÜYORMUŞUM. BAK BAK...Sevindim gerçekten kötü geçtiğine. Azıcık burnu sürtülür böylece. Bize sorsa her türlü yardımı yapardık. Melekleri şeytan çıkmış benim suçum ne, dimi ama;)))))))

Olaylı geçen vize haftamın özetini de yazdım:) Gönül rahatlığıyla uyuyabilirim şimdi:)))))