31 Ekim 2012 Çarşamba

daha...hep daha fazlası

LESS IS MORE! 

Ünlü mimar, Rasyonalizm'in babası sayılan Mies Van Der Rohe'nin sözüdür bu. 
Hayatlarımıza uyarlarsak hepimizin hayatında yer kaplayan gereksiz detaylar, gereksiz insanlar, sırf indirimde ve gerçekten hiç giymeyeceğiniz bir kıyafete ilk anda vurulduğunuz ve 
sahip olduğunuz olmadı mı?
Benim olmadı ayrı:))))))) Kıyafet konusunda tutucuyum. Yine de tıklım tıkış dolabıma bakıp giyecek hiç bir şeyim yok lafını her gün kuruyorum.
Ya geçici insanlar.  İlginç bulur yakın markaja alırsın. Daha çok daha çok tanımak istersin. Hakkında her şeyi bilmek istiyorum modu. 
Bazen detay verir, bazen de verdiği kadarıyla yetinirsin. 
Ama o aşamada araya kelimeler hariç ne kadar başka öğe girerse o kadar kaos ortamı oluşur. 
Sözcüklerine kilitlenmek yerine ilgin dağılır.
Konudan uzaklaşırsın.
Bazen tanınmaya değer birini sırf bu ilgi dağınıklığı anında yoksayarsın.
Anlamaya çalışmayı bırakırsın.
İKİNİZ DE KAYBEDERSİNİZ.
Onun ilk dikkatini çektiği andaki parlaklığını takip etmeyi bırakırsın.
LAGA LUGA ARASINDA...
Geçmiş olsun!
GTalk'u MSN'den daha çok sevmem de hiç bir özelliğinin olmamasıydı aslında. 
Sadece kelimeler için.
İnsanlar şirket içi yazışmalarını yürütüyorlar bu program sayesinde.
İlgi dağılmadan.

Hayata tad da lazım, renk de, doku da...
Basitçe yaşamanın huzuru hiç bir şey de yok ama. 
Yorulmuşum kaoslardan
beni yoranlardan
dünyanın etrafında döndüğünü sananlardan...

her şeyin çoğu zarar...
bazen sevginin, bazen ilginin fazlası bile..

30 Ekim 2012 Salı

Kozmetik 4: Shiseido Perfect Smooting Compact Foundation



Nasıl denedim?
Samsun Tekinacar şubesine dolaşırken yolum düştü. Hala var mı bilmiyorum ama 200tl ve üzeri alışverişlerde 50liralık indirim çeki vardı. Girdiğimde önce parfüm daha sonra da ruj reyonlarında avarece dolaşırken mağaza görevlisi makyaj uygulaması teklif etti:) Clinique markasının ismini bilmediğim bir fondotenini boydan boya sürdü. Gözaltı kapatıcısı olarak yine aynı markanın concelear'ını kullandı. Üzerine de bu şahane pudra fondoteni uyguladı. Dokusu muhteşem. Kadife gibi. Kapatıcılığı orta. Ama kesinlikle mat. Daha önceki yazılarımda yazmıştım. Ben en çok yüzümden terlerim. Bu üründe ise terlemeye rağmen kaybolma az:) 15spf si de var. ben çok sevdim. Bendeki tonu natural fair beige(b40). Aslında bronz görünümlü bir ürün skalasının en açık tonu. Sarı alt tonlu olduğunu belirteyim. Yüze mükemmel uyum sağlıyor. Ama bir transparan pudra muamelesi beklemeyin:) Kendi çapında çok doğal bir duruşu var. La roche posay BB kremin üzerine uyguluyorum ben. Çok memnun kaldım. Uygulamasını da kendi süngeriyle denemedim.



Flormar'ın şahane fondoten fırçası fazlasıyla işimi görüyor.  Kıl dökmemesi de cabası. Kullanımı kolay. YUMUŞACIK. veee ister mineral fondoten, ister bu ürünü sürün hepsini birikme yapmaksızın eşit dağıtıyor.

Yalnız Compact fondoten birazcık toz oluyor.

Tekinacar farkıyla bayağı bir para ödedim. İçim yandı. Kıyamıyorum kullanmaya:) Bakalım ne kadar götürecek. Ürün 10gr. bu arada belirteyim. İnternette Shiseido'nun kendi sitesinde 31dolar gibi bir şeydi. Ben neredeyse 2 katına aldım. Canım sağolsun diyor, esenlikler diliyorum efendim.


18 Ekim 2012 Perşembe

Zaaflar

Zaaf nedir dersen; bence HAYIR diyemediğindir. Tehlikelidir. Çünkü karşındaki eğer dostun değilse zaaflarını sana karşı işine geldiği gibi kullanacaktır.

Herkesin bir yumuşak karnı vardır. Dayanamadığı şeyler. Dünya bir yana olur zaafları bi yana. Bu bazen koca bir kutu NUTELLA olur, bazen "bi biskrem"... bazen bu kadar basit olmaz.

Dünyada en sevdiğin belki seni en çok yaralamış olandır. Ama onun canı sıkılsa, en çok senin canın yanar.

Zaafın bazen çocuğundur. Bazen işin. Tırnaklarınla kazıyarak gelmişsindir o noktaya. Emeğin, alınterin vardır. Kaybetmeye korkar, üzerine titrersin. Hiç bir şey ondan kıymetli olamaz.

Zaafın bazen ilk aşkındır. Nerde, ne zaman görsen aklından geçen ilk şey boynuna atlamaktır belki. En masum şey ilk aşk. Herkes içinde saklar. Unutulmaz çünkü saflığın sembolüdür. Kim bilir neler yaşandı, kim bilir ne kadar üzüldün...belki aldattı, belki ailesi/ailen istemedi, belki taşındın peşinden gelmedi, belki şımarıktın, çocuktun henüz...kıymetini bilemedin. Belki iftira attılar dolduruşa geldin, yargısız infazla gömdün onu. Hayatına ondan sonra onlarcası girdi... hiç biri"o"nun gibi olmadı. Herkeste bi nefes olsun"O"ndan bir paraça bulmayı umdun. Bazen kendini kandırdın, belki anladın, aramaktan vazgeçtin.

Zaafın belki geçmişin, belki ailen. Haklarında asla tek laf ettirmeyeceğin en özel, kendine sakladığın en temiz şeyin, belki en kirli. Pişmanlıklarınsa zaafın ondan korkmak, gizlemek yerine yüzleşmek ve ömür boyu yükten kurtulmak daha kolay değil mi? Herkes cesur değil. Vicdanınsa zaafın, onu hiç kaybetme. Vicdanını dinlemeyi bırakırsan iyi insan olma yolundan saparsın. Namus düşkünüysen şayet seri yaralamak isteyen, deneyen çok olacaktır. Bir iftira kağıt yığınına düşmüş bir kıvılcım gibi.
Şüphe kemirir.

Yalnız kalmaktır bazen zaafın. Dışlanmak en çok korktuğun şeydir. Sırf sana zarar vermek için en sevdiklerini senden uzaklaştırsalar ne yapardın? Ölür müydün? Hiç sanmıyorum. Ne kadar güçsüz olursa olsun herkes en çok HAYATA BAĞLIDIR. Herkes en çok ÖLÜMden korkar.



17 Ekim 2012 Çarşamba

Başıma neler geldi? 2

Ahh şu proje. Daha başlamadan bi dolu problem çıkardı. Bugün tespit ettiğim binalarımın rölöve ve restorasyon projelerini istemek üzere Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne gittim. Cuma günkü Süleymaniye faciasından sonra bayağı da gözüm korkmuştu açıkçası. İlk bulduğum odaya daldım derdimi anlattım kii...öğrenci olduğumu söylememle birlikte dekanlıktan yazılı kağıt istediler.

 Okul karşıda ben gidip gelene kadar saat olacak 3. Bari var mı yok mu bir bulun da ona göre gideyim dimi ama. Kadın halime acıdı galiba. Açtı bilgisayarı 2 tıkla önüme serdi. Bu mudur? BUDUR! Flashdisc ime Nuruosmaniye planlarını koydu verdi. Başka binalar da sordum, Anıtla Kurulu'na yönlendirdiler. O gazla gittim ama cıkkk... şansım devam etmedi.

Toplantı varmışşş ve ada parsel numarasını vermeden de yardımcı olmayacaklarını söyledilerr ki babamın tanıdığıyla karşılaştık. Adamcağız canla başla arşivi önüme serdi ama bir dosya kurul kararı beklediği için dışarıya çıkarılamadı. 2. dosyada da mimarıyla görüştüm. Kadın kıyamet kopardı vermemm projemi diye. İzin alamadım. İyi bok! Bi dayak yemediğim kaldı.

Yayınlandığı derginin adını verdi ama ben bulamadım. TASARIM DERGİSİ 30. SAYI ARALIK,1992  baskısı gerekiyor. Elinde olan gören, bilen, duyan, pdfini gören haber verirse mutlu olurum canlarım.

Hatta bana sadece Koç Müzesi'ne bağlı Lengerhane ve Cafe du Levant ile ilgili yazı gerekiyor sadece. Yardımcı olan olursa çok sevinirim.

14 Ekim 2012 Pazar

Favorilerim

Mim'i üzerime almış bulundum:) hadi cevaplayayım şimdi:)))

Favori renk:

KIRMIZI! 
Neden nasıl bilmem ama bi anda hayatımın içinde özel bir yeri oldu.
Aynı oranda yıllardır vazgeçilmezimse;
LACİVERT!
Kıyafette renk tercihlerim  lacivert,gri,beyaz arada bir kırmızı.
Bir de nedense çizgili tshirtleri seviyorum:)

Favori sayı:

5!
Çocukluğumdan beri en sevdiğim sayı. Belki de en iyi yazabildiğim olduğu içindir:)
Uğuruna inanırım. 
Son 2 yıldır da 13 ve 16nın uğurlu olduğunu düşünüyorum. 

Favori içecek:

Kahve!
Genelde sade tüketirim. Filtre kahvede Colombia tercihim.
Aromalı kahve içeceksem sadece STARBUCKS!
Rasberry Mocha
Mint Cappucino
Toffie Nut Latte

Yazın da ice latte:)

Favori gün:
Çarşamba

Favori çiçek:
Evimize geldiği ilk günden beri Orkide:)

Mor ve beyaz menekşeyi de severim.

Tutkum:
Kırtasiye ürünleri
Özellikle Moleskine ve Lamy Dolma kalemler
Aslında ucuz olsun pahalı olsun beğendiğim an alırım. İhtiyacım olmasa da toplarım:)
HASTALIK İŞTE:P

Facebook mu Twitter mı?
Facebook:)

Hediye almak mı, Vermek mi?
Vermeyi tercih ediyorum çoğu zaman:) Alınan hediye sırf alınmış olsun diye alınırsa alınmasa daha iyi diye düşünenlerdenim.

Üstüne alınan herkes mimi kapsın valla:)

Başıma neler geldi?

Malum dönem başladı. Projem de belli oldu ya, işlerim rast gitsin diyerek araştırmalara başladım. Önceden hocamla belirlediğimiz bikaç yer vardı listede. Cuma ve salı günlerim bu dönem boş olduğundan dün Sultanahmet yolları göründü bana. Her ne hikmetse bu yaz çok sık gittim Sultanahmet'e. Huzurlu da bi moda giriyorum her nedense. Hava güzel falan derken güne başladım.

İlk durak Divan Yolu üzerindeki Köprülü Kütüphanesi. Rölöve planlarını istediğimde çalışanın cevabı :"Öğrenci misin? Vermem. Niye veriym?Senden isteseler verir miydin?" trilogy oldu:p "Tembel, planları hazır sana vercem sen ne iş yapacaksın. Getir merdiveni çık ölç yüksekliğini" dedi:0 Nasıl sinirlenip de baktıysam adama sindi birden. Pek geveze bişiydi zaten. Sıkılıyor demek otur otur küçücük yerde bütün gün herhalde:p Az biraz konuştuk ikna eder gibi oldum. JPEG bir iki bişi gösterdi: "Sen bunu al, kesinleştirince tekrar gel ozalit çektirirsin" dedi. Bi an mallığıma geldi herhalde" OK!" deyip çıktım. Sonradan pek bi sövdüm kendime ucunu nası bıraktım die:/

2. durak Nuruosmaniye Kütüphanesiydi. Meğer Süleymaniye Kütüphanesi'ne bağlıymış orası. "İzin kağıdı al gel bakarız" cevabından sonra doooru Süleymaniye'ye. Tam Cuma namazına denk geldik tabi. Ama ömrümde böyle ezan dinlememiştim. Müezzinin sesi ağlattı resmen. Bomboş çıt çıkmayan daracık sokaklardan geçerken dalmış gitmişim. Süleymaniye Kütüphanesi El Yazması Eserler Kütüphanesi bu arada. Yemyeşil bir avlusu var. Bahçesine bayıldım. Huzur dolu. Ama müdürü resmen öğrenci düşmanı. Diğer çalışanlar sağolsunlar ellerinden gelen yardımı gösterdiler ama bi kere sevimsizden ret çıkınca elleri mahkum:( Yaklaşık 2 saat bekledikten sonra resmen elim boş çıktım:/ Neyse ki vakıflar kurulu rölöve dairesinden birinin adını ve numarasını alabildim. Salı günü şansımı orada deneyeceğim. Vakıflar kurulu eski binaları kiralıyorlarmış vakıflara meğerse. Süleymaniye'deki insanlar da dernek çalışanları dolayısıyla da kiracılarmış orada. Öğrencilere neden böyle davranıldığını sordum, bürokratik işlemlerden dolayı başlarını ağrıtıyormuşuz. İç mimarlık öğrencisinin dramını okudunuz :/Bitti mi? BİTMEDİİ:)

3. durağım M.S.Ü'nün şu an PTT binası olarak kullandığı taş bina. Bina sorumlusu İstanbul dışında olduğu için yardımcı olamadılar. Salıya kadar gelmesi bekleniyor bakalım. Gitmeden arayacağım yine.

4. durak Koç Müzesi'ne bağlı Lengerhane Binası. Malesef özel mülk sayıldığı için verilmiyormuş:/ Vakıflara gittiğimde buranın da planlarını soracağım bakalım. Olmazsa Anıtlar Kuruluna koşturacağım.

Koç Müzesi'nden de elim boş çıkınca battı balık yan gider hesabı Cafe du Levant'a uğramadan dönülmez. Müdavimiyim desem yeridir. Annemlerle orada buluştuktan sonra günün stresini barında Martini Dry'la attım. Çok da iyi geldi. Günün en güzel anıydı sanırım.

Eve geldiğimde 10 KİŞİLİK MİSAFİR ORDUSUnun gelmesine 1buçuk saat vardı. Kolları sıvayıp bide mutfağa girdim. Bi kek bi de tuzlu kurabiye yaptım ama ustalık şaheseri miydi bilmiyorum:p Ben ki mutfakta iddialı olduğumu düşünürüm, daha hiç bu kadar ağızda dağılan kurabiye yapmamıştım:) Tarifini yazacağım bir ara aklımda:))) Sabrediverin garii;)

Sonunda da gün bitti yattım sızmışım anında zaten.


13 Ekim 2012 Cumartesi

Kozmetik 3: LA ROCHE POSAY BB CREAM ALDIM!

Garnier BB Krem'den herkesin aksine memnun kaldığımı ve kokusunu sevdiğimi yazmıştım. Kışın rahat kullanırım derken haklı çıktım ve havalar nemini kaybederken yanak bölgem artık yazın olduğu gibi yağlı değil. Bu yüzden artık gözenek belli etmiyor.
EXTRA NOT! Cildim karmadan yağlıya dönük, hassas, akneye ve  iz yapmaya meyilli.

Şimdi yeni La Roche Posay BB Kremden bahsedecek olursam;

1- Garnier'den çok daha sıvı bir yapısı var. Fondoten gibi neredeyse. Bana bu yüzden yağlı geldi. İlk kullandığım gün üzerinden mineral fondotenle geçmiştim. 2 saatin sonunca sivilceler belirdi.
2- Ben yine medium tonunu aldım. Bana biraz koyu geldi. Şu AN GÜNEŞ YANIĞI OLDUĞUM İÇİN İYİ.... ama bronzluk gidince ne yaparım bilmiyorum:/
3-Kapatıcılığı Garnier'den bir tık daha iyi. Yine de çok performans beklemeyin.
4-BB kremi sürdükten 10 dk sonra üzerinden mutlaka transparan pudra geçiyorum. Hem parlamayı azaltıyor, hem de mineral fondoten geçtiğimdeki gibi sivilce falan oluşmadı.
5- Kokusu olmayan bir ürün.
6-Pek bayılmadım ürüne aslına bakarsanız. Bir daha alacağımı sanmıyorum.

:)

Doğum tarihim kadar tıklanmışım:))))
 Nisan ayından beri 1987 defa tıklayan herkesin canına sağlık:)))) 
Hepinizi seviyorumm:)))))
Bugün zaten pek bi mutlu uyandım.
Hep böyle geçsin günüm:))


Nil'den bi parça gününüzü aydınlatsın:))))

10 Ekim 2012 Çarşamba

BUGÜN GÜNLERDEENN...OKULUN İLK GÜNÜ

Okul dediğin pazartesi açılır ama, ben hasta olduğumdan gidemedim. İlk günden ders anlatıp, üstüne bi de yoklama almaları beni benden aldı:) Derdiniz nedir yau:p
Bugün çarşamba,benim en sevdiğim gün, proje dersimiz var! En favori hocamdan restorasyon projesi alıyorum daha nolsun. Henüz hangi binayı inceleyeceğime tam olarak karar vermediysem de şekillendi bir şeyler kafamda.
Seçenekler arasında ilk sırada Koç Müzesi, 2. sırada Nurosmaniye Camii'nin kütüphanesi, 3. sırada da Mimar Sinan Üniversitesi'nin bahçesindeki girişe yakın küçük bina. İşlevini bilmiyorum ama konumu itibarıyla bana çekici geldi. Olabildiğince küçük bir mekan tasarlamak istiyordum zaten, sırf detaylarda boğulabiliym diye:) Muradıma erdim sanırım. Haldun Taner Sahnesi faciasından sonra ilaç gibi gelecek. Eminim. Alamanya hüsranından sonra projeme 4 elle sarılmak istiyorum ki pişmanlığını daha fazla yaşamayayım.

4. yıl(7. sömestre)ıma MERHABA diyorum! Bir sakatlık çıkmadan şu okuldan Haziranda bir mezun olayım hiç bir şey koymaz valla:)

Staj yaptığm şirketle de bağlantıya geçtim dün. "Biz seni arayacağız cağğnımm" dediler bakalım. Ne çıkarsa bahtıma:)))) Bir de işim garanti olursa fıstıklı kaymaklı baklava :))
HER DİLEĞİM OLSUN YAA VALLA ÇOK BİŞİ İSTEMİYORUM :) iYİ ENERJİLERİNİZİ YOLLAYIN BANA, İŞLERİM RAST GİTSİN PLSS!

9 Ekim 2012 Salı

Boğaz Enfeksiyonu

Hasta oldum ben:((((( Boğazım şiş, yutkunmak haram. Kurutulmuş şekerli zencefil falan yiyorum pastil yerine. Az biraz iyi geldi sanki. Geniz akıntısından uyuyamadım dün gece. Bu gecede asker gibi ayaktayım. Uyumaya korkuyorum. Gece gene nefes alamayıp uyanıcam diye.

Normal insanlar gibi grip olamıyorum ben. Yok burnum tıkanmaz, geniz akıntısından kudururum. Boğazım şişer yutkunamam balgam birikir de "harrşşşkkkhhhhhhh" gibi sesler çıkaramadığım için öğürtüden mahvolurum. Alternatif tıp ; ıhlamur, ada çayı, kabuk tarçın çayı vs. işe yaramaz çoğu zaman. Uzar da uzar önce kısa öhö! yle başlayan gıcıklarım artar bildiğin içli içli öksüre döner nefes alamam:/ Antibiyotik kullanmadan da geçmez şerefsiz. Burnum aksa 2 silmede cılk yara olur. Tampon yapar, iğrenç, evde dolaşırım:p Annem gıcık olur:p Bİ DE ÇOK NAZLANIRIM. Canım hiç bişi yapmak istemez, azcık burnum tıkansa moralim bozulur evden çıkmak istemem. Hele sabah dersim varsa kesin gitmem. Öğlen iyi hissedip gaza gelsem dışarı çıksam akşamına 5 beter eve gelir 2.80 sızarım. Sabah tabi mor göz altları şehlaa:p

Allah beterinden korusun tabi de. Kendimi dinç hissetmeyince moralim bozuluyor. Motivasyonum düşüyor, elimde değil. Bütün gün uyuklayıp mutfakla odam arası gidip geliyorum. Meyvelere sadece bakıyorum canım çekse de yemem. "hüüüü" pastayım ben deyip ya anneme şımarırım ya da battaniyenin altında top olurum.

Battaniye demişken Multitap'ın Kareli Battaniyem şarkısını pek severim. Final haftamda sabahlara kadar ALEM FM- Zeki Kayhan COŞKUN dinleyip çizim yaptım. Bu şarkıyı duyunca uyku saati olduğunu anlardım. Bütün yaz vefasızlık edip hiç dinlemedim programı. Enn kısa zamanda yine başlicam. İnşallah bu seferki enfeksiyon hali süründürmez :)

8 Ekim 2012 Pazartesi

Kozmetik 2: Avené Cleneance Serisi


  Bana bu iki ürünü cildiyecim tavsiye etmişti. 2si de çok yoğun ürünler. Yağlıya dönük ve karma , hassas ve iz yapmaya müsait bir cildim var. Yüz yıkama jelini ve toniğimi düzenli kullandığımda iyi sonuçlar alıyorum. Termal mineraller içerdiği için cildi ferahlatıyor. Asla yakmıyor. Yalnızca tek kural elinize minicik bir miktar almanız. Yoğun olduğu için fazlası köpürmüyor bile neredeyse yapışıyor. İyice temizlenmezse de kuruyunca yapış yapış hissiyat veriyor.

Haftada 1 peeling de yaparsanız tadından yenmeyecek cilde kavuşabilirsiniz:)

Toniğe gelince çok iyi çalkalamanız gerekiyor çünkü dbindeki bembeyaz tortu şeklinde mineraller var. Makyajınızı çıkardıktan sonra yüzünüzde bir şey kalmadığını hissetseniz bile tonikli pamuğu gezdirin tüm makyaj artıklarından kurtuluyorsunuz. Severek kullandığım iki ürün.
Yüz yıkama jelinin 2. kutusu bitmek üzere. Yine alır mısın derseniz kesinlikle bırakmam:)
İlk başlarda Bioderma'nın Sebium serisini de kullandım. Yine doktor tavsiyesiyle. Şişe yarılanana kadar hiç bir problem çıkmadı ama sonuna doğru ciddi bir alerjik durum yarattı. Anında bıraktım ürünü. Yıkadıktan sonra kaşıntı, kızarıklık ve peşinden yanma hissi verdi. Tekrar kullanmaya cesaret edemedim.Ama dediğim gibi korkutmuş olmayayım. Hassas bir cildim var.

Sıradaki denemeyi düşündüğüm ürün; Bioderma Sensibio H2O. Makyajı iyi çıkardığı söyleniyor ve hassas ciltlere uygunmuş. Makyaj çıkarmak için Avené'ime KIYAMIYORUM :/





Göz makyajı temizleyicisi sorarsanız da şayet; 3yıldır aralıksız sürekli yedekli Uni göz makyajı Temizleme Disklerinden Yeşilçaylı'sını kullanıyorum. 10 yıldır da lens kullandığımı da ekleyeyim. Hiç bir yan etkisi veya alerjik durum yaratmadı. Üstelik de 1 disk en koyu makyajı bile çıkartıyor.
Bu ürünü de tamamen tesadüf eseri bir alışveriş merkezindeki tanıtım standında görüp almıştım. İYİ Kİ ALMIŞIM! Herkese tavsiye ederim.

Kozmetik 1:Garnier BB cream Aldım!

Güzellik, makyaj vs. bloğum yok ama her telden dedik bir kere, deneyimlediğim ürünü yorumlayayım bari. Belki bir denemek isteyene ışık tutmuş olurum:)


Pek araştırmadan Gratis'te kampanyasını görüp de aldığım bir üründü. Sırası geldi kullanayım dedim. Ben orta tonunu aldım ama bloglara bakıyorum herkes açık tonu kullanmış :) Buğdayın koyusu bir tenim var. Esmer de sayılmam. Şu sıralar güneş yanığı olduğum için rengi tam oturdu cildime. Kokusuna gelince bayağı gül kokuyor:) Ben çok sevdim. Kıvamı epeyce koyu. Mercimek kadarı tüm yüze yetiyor da artıyor bile. Uzun süre kullanılacak bir ürün. Memnun kaldın mı derseniz;
1- Araştırmadan aldım dedim ya, yağlıya dönük, akneye yatkın, hassas karma bir cildim var, üstelik yüzüm çok terler en kral makyajın kalıcılık süresi 2 saat. Anında parlama yapıyor. Mutlaka pudra takviyesi istiyor. Böyle bir ciltte ortalama bir parlama yaptı. Eskiden kalma sivilce izlerimi hafifletti ama tam bir kapatıcılık sağlamadı. Concealer(Maybelline Affinitone Concealer/medium beige: BU ÜRÜNDEN AŞIRI MEMNUNUM!) kullandığımda ise neredeyse görünmez oldular.
2- Ben dokusunu ve tonunu çok sevdim. Kışın çok daha rahat kullanabilirim.
3- Aynı kremi anneme denediğimizde, ki onun cildi normal kurulukta ve açık tonlu güneş lekeleri var; buğday tenli, en ufak bir parlama yapmadan 4 saat boyunca kaldı. Göz altı morluklarını yüksek oranda kapattı ve sağlıklı bir ton kazandırdı. Hatta güneş lekeleri bile belli oranda görünmez oldu diyebiliriz.
4- 1 saat sonra gözeneklerimi çok belli etti. Can sıkıcı bir durumdu:/


Cilt tipiniz gerçekten kuruysa yıkayın, nemlendirin ve BB kremi uygulayın. Kesin memnun kalırsınız:) Kendim için La Roche Posay'in BB kremini alıp deneyeceğim. Sonuçları yazarım.










4 Ekim 2012 Perşembe

ALIŞVERİŞ DELİSİ

Bu ara o kadar çok şey aldım ki tam bir alışveriş delisi oldum çıktım. Öteden beri kırtasiye alışverişine dayanamazdım zaten de aşmış oldum kendimi. Takısı tokası derkeen aldı başını gitti. Abartmaa diyorsunuz ama buyrun birlikte bakalım:)

                                                                                    KIRTASİYE ALIŞVERİŞİM:
Üzerinde Kızkulesi olan Sultanahmet'ten, Passion yazan ve GRİD pembe fosforlu keçeli kalemi Nezih'ten, kırmızı deri kaplı olan Locke marka D&R'dan, kırmızı olan defter ve kalem çantasını Kadıköy'den aldım. Puantiyeli tükenmez kalemse Gratis'ten.                 







TAKI ALIŞVERİŞİM:          
Yeşil taşlı olan Madame Coco'dan. Onun altındaki kahverengi ve beyaz gibi görünen
aslında mint yeşili taşlıyı, mavi altın bilekliği ve yanındaki salkım saçak olanı Kadıköy'den adını hep unuttuğum bir bijuteriden aldım. Ortadaki kahveli bejli ipli bileklik Tünel'den. Onun yanındaki de Bozcaada'dan. Sağ en alttaki siyah deri bileklik ise CADDE'deki Tak Takıştır dan..
                                                                  



Arapsaçı gibi duran bilekliğimin kolumdaki hali nasıl amaa:))))) Herr rengi var ama en çok kahve tonlu olanı sevdim. Bunun haricinde acı yeşil, mor,kırmızı, sarı,neon renkli olanı vardı.



Alttaki yeşil küpeleri ne zamandır arıyordum da sonunda buldum. Her kıyafete uyuyor hem de yüzüme renk yansıttığını düşünüyorum:)))) Batıl bişi herhalde. Severek takıyorum hastasıyım:)))


Sağdaki taçlı küpelerinse daha önce bi çift alıp tekini düşürmüştüm. Tek başına da takamadığıma üzlüyordum. Aldığım yere gelmiş sonunda(nerdeyse 1yıl sonra!!!) vee kavuştum üstelik iki renginden de aldım. Kuzenim bayıldı bide:)






Büyük defter gibi duran A5 aslında. Samsun'da BİM'den aldım. Sert kapaklıı ve kırmızı. 3 paket de Caretta marka tükenmez kalem aldım ama paketleri ortada yok malesef. 2 si neon renkli, 3.süde glimmerstı:)
Kartpostallarsa yine Sultanahmet'ten. Kuzenimle altını stüne getirdik meydanın değişik kartpostal bulucaz diye. 5tanesi 3liraydı galiba.






Dediğim kadar varmış dimi???? TAMM ALIŞVERİŞ ÇILGINI OLMUŞUM. Rexona'nın Watsonslar'da kampanyası var. 2tane alana makyaj çantası hediyeliymiş. 2tane de ondan aldım. İlk defa deniycem bakalım memnun kalırsam yazarım. (biri rexona teens/candy revolution portakal gibi kokuyor, diğeri de cristal diamond serisinden mor olan) Normalde Nivea Fresh Natural kullanıyorum çok da memnunum:) Bi de aylardır eyeliner arıyordum. Şöyyle en suya dayanıklısından falan sonunda bir klasik olan L'OREAL Superliner'ı seçtim. Bide sürmeyi becersem çok mutlu olucam ama. 2 sene kullanmayınca unutmuşum resmen.  Önceden Avon kullanıyordum çok da memnundum aslında. Ben bitirene kadar ürün piyasadan kalkmıştı ben de hiç eksiklik duymamıştım. Taaki mat bej rengi farla uyumunu gördükten sonra:)



Son olarak Watsons'ın artık benim klasiğim olan Wallet Tissue'larından  2 kutu aldım.  Çok kullanışlı ve yumuşacıklar. Hem çantada yer kaplamıyor hem de çok şık ambalajı. Sadece çok ağır nezle/grip olduğunuzda tavsiye etmem:) Bi sonraki sümkürmenize yetişmeyip hemen eriyorlar:)))







Daha ne olsun dünyayı almışım:) Gelecek 2 ay hiç bişi almicam kendime.. Dayanabilirsemm:p

FOTOĞRAFSIZ TARİF -11: KAVALA KURABİYESİ

Halamın her yaptığına bayılırım da bu kurabiye bammbaşşkaaa! Hele ki Edirne'ye gidip de oradan aldığım kurabiyeler fiyasko çıkınca bu kurabiyeye taptım. Bayılacaksınızz!!!!

Malzemeler:
250gr. tereyağı
1 çay bardağı sıvıyağ
1yumurta
1 kahve fincanı pudra şekeri
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 fiske tuz
1 su bardağı nişasta
1 su bardağı iri doğranmış kavrulmuş badem
Aldığı kadar un

Yapılışı:
1 su bardağı un tavada rengi dönene kadar tereyağıyla kavrulur. Bir kenarda soğumaya bırakılır.
Üzerine nişasta, yumurta,kabarma tozu, vanilya, pudra şekeri, sıvıyağ, tuz ve un eklenerek yumuşak bir hamur elde edene kadar yoğurulur.
Hamur toparlanınca içine kavrulmuş badem eklenir. Hilal şekli verilip, yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizilir.
Önceden ısıtılmış fırında 170derecede 10 dakika pişirdikten sonra, 150 dereceye düşürülüp 15 dakika daha pişirilir. Çok pembeleşmeden çıkarılır. Soğuyunca üzerine pudra şekeri serpilir.

AFİYET OLSUNN:))

2 Ekim 2012 Salı

Son Ders Yılı Başlasın'!!!!!!!

Geçen hafta boyunca ders seçimleri yüzünden sinir stres sahibi oldum derken, bugün sonunda muradıma erdim. Canım hocalarım beni çok özlemişler. Güzel karşılandım, övüldüm, sarıldık öpüştük, sevgi yumağı olduk:))) AMMANN NAZAR DEĞMESİNN! 2009 girişliyim şu okula sonunda bi güleryüzlü yardımsever taraflarını gördüm. Misafir gibi ağırladılar zaten. Herhalde muradıma erip mezun oluyorum bu sene ya:))))
Ben aslında sadece keyfimden öğleden sonraki derslerimi sabah almak istedim. Yoksa alttan bi milyon tane dersi olup da mecburen alması gerekenlerden değilim.
Bi de şu hocadan almasam da bundan istiyorum deyip parmakla gösterdiğim dersin şıp diye açılmasına falan alışık değilim yani:)
Hatta karşılığında sevmediğin hocanın dersinin çekilmeyeceğinin söylenmesi ve onaylanmam da günün tuhaf anekdotlarındandı:) Ben isteklerimi sıralayıp aslında onaylanmış derslerime red çektirip, bilgisayar odasında yerimden kalkmadan ve ortalama 4dk da bir otomasyon güncelleyerek tammm 3 saat harcadım! Artık sıkıntıdan patlayıp öğrenci işleri daire başkanını aramasaydım ohoooo 2gün bile sürebilirdi.

Aslında 5dklık işin bunca saat uzamasının sebebi ise; mezuniyet işlemlerini tamamlamak için gelen 3 öğrenciymiş. Ders kaydı haftasında olacak iş değil ama yani. Bana iyi ders oldu, kayıt haftasında okula bu işler için ASLA gitmicem. Bekleyenlere yazık günah gerçekten. Duyarlı olmak lazım.

Ben her işimi hallettim ya yarın da kaydımı yenilemeye VELİLERİMLE gidicem. O kadar tuhaf bi okulumuz var ki köy adetlerine yenilik konusunda aşıyorlar kendilerini:) Mevzu şu; bu sene veliler ve eşleri öğrenci kefili olarak kayda gelip imza atmaları zorunluymuş. Cidden çok güldük bu uygulamaya. Hatta bekar dayısını veli gösterenler ne yapsın şeklinde sorularımız mevcut:) Çözümü bi nikah memuru  bide boşanma avukatı bulundurmak heralde:p

Maşallah diyeyim keyfim pek yerinde:) İşlerim rast gitti falan. Bu sene böyle başladı böyle bitsin inşallahh! Delirmeme gerek kalmasa dünya bana cennet olsa :))))))))))

1 Ekim 2012 Pazartesi

Annemle Evren Arasındaki Çeyizlik Düellosu


Malum yaş 25. Bir evin bir kızıyım. Tek çocuğum işte:p Annem de kimde ne duysa "senin de olsun, sana da alalım, bu sene kıyafet alma sana çeyizlik eşya alalım" falan şeklinde fantastik cümlelerle beynimi didikleyip duruyor. Bana sordun mu hiç; senin evlenmeye niyetin var mı diye???? Hııı!
Bendeki ruh hali daha beter. Hem her gördüğümü çok beğeniyorum, hem dealmasın diye delice aşağılıyorum. "IYYYY ne zevksiz perdee! Kim takar bunu evinee?" ya da "Anne çook güzel buuuuu" deyip yine pop art bişe gösteriyorum:) Benim evlenmeye gönlüm yok ya valla :) Ne bilim millet heveslenir ben her alınan yeni parça için sıkılıyorum, baskı hissediyorum. Ben alma dedikçe o alıyor. İlk aldığı şey mutfak önlüğüydü. Sonra bi baktım takım tutamaçlar almış, nihale falan. EEE kullanalım dedim. Kıyamadı. Çeyizime kalsınmış. Umursamadım. Sonra muhabbetlerin dozu arttı. Çeyiz lafı daha sık geçer oldu. Taaa ki yazın beni arayıp ," Çok güzel bir yemek takımı beğendim sana. Bi ara uğra da bana söyle beğendiğini." Hııı ok ok:) dediğimi hatırlıyorum ama gidip baktım hatta beğendim ama aldırmadım. Ev zaten ufacık. Benim maket malzemelerime bile yer yokken Battal boy çift kişilik battaniye ve elyaf yorganı nereye koyacağımızı hala bilmiyorum!!!

Hem kendi diyor çatal bıçakların modası çabuk geçiyor diye, hem de bana bilmem kaç parçalık set aldı. Neyse ki onu da ben seçtim. Sivri uçlu setlerin modası geçmesin ya :(( Nerede bir mefruşatçı, züccaciye bulsa sokuyor beni:) Bakınıyoruz öylece. Ona sorsan Modası geçmeyecek yemek takımlarına bakıyor güya ama aklı hep karelerde. Ben de cinsim. Kare tabakların çoğunun servis tabaklarına sulu yemek koyamazsın. O kadar düz yapıyorlar ki. Sanırsın hep kuru şeyler konacak. Ben de nerde bir pasta malzemesi var, kek kalıbıdır, tepsidir, spatuladır, bıçaktır, ayaklı servis tabağıdır onlara tapıyorum. Hem de en renklilerine:)Gerçi bugün bir torşon beğendim ama almadığıma pişmanım:( Sanırsın ev sadece mutfaktan oluşacak:) Gerçi planım şu: Kare mutfaklı ve salona mutlaka o mutfaktan ulaşılır bir daire istiyorum. Hayatım koridor tipi dar uzun mutfaklarda geçti. Bir yemek masasına bile zar zor yer bulduğumuz için çok kullanışsız. Ferah, bol ışıklı, ada tipi mutfaklı bir evim olsun. Bahçe katı mantığından güvenlik ve özellikle haşerat bakımından hazzetmem ama mutfaktan bahçeye açılan bir kapının olması sevimli oluyor:)

Aaaa:o Ben hayal mi kurdum demin:/ Bilinçaltımın dehlizlerinde neler var bilmem de.... Hala yalnızım. Evlilik bana çok uzak. Bugün gene içine düştüğümüz mefruşatçıdaki kadın bile sordu; "düğün ne zaman?" diye?!? "Anne cevap ver bakim" dedim 2 kahkaha arasında ama sinirlerim bozuldu resmen. Annem kemküm edince anladı tabi kadın veee el cevap: "annenin aklında biri vardırrr sen canını sıkma:)" Varsa da ben bilmiyorum ama düğün davetiyemi ana 1ay önceden yollarsa en azından hazırlıklı olurum dimi amaa:p O kadar uzak işte :))

Bu sene mezun oluyorum. Sonunda da çekip gidicem buralardan. Uzaklaşmaya ihtiyacım var.  Hep ertelediklerimi doyasıya yapıp, kendimle kalmaya, yüzleşmeye ihtiyacım var. Psikolojimin bokluğundan mıdır bilmem ama artık kime dönüştüysem ben tanımıyorum. Acımasız, umursamaz, alaycı oldum. Hani oldum olası ukalaydım da sanki artık hiç çekilmiyormuşum gibi geliyor bana bile:( Biriyle ciddi ciddi evlenmeyi düşünsem bile korkularım var hala. Daha dün kuzenimin minicik bebeğini görmeye gittim. Sevmeme rağmen ölesiye sorumluluk. Çocuk yapacağım zaman evlenirim en temizi diyerek kafamı rahatlatıyorum bu günlerde. Ha YARIN Bİ GÜN GÖRÜCÜ GELİRSE HİÇÇÇ ŞAŞIRMIYCAM! O kadar çok evlilik çocuk bahsi geçiyor ki evrene artık hertelden mesaj yolluyoruz. Artık ne anlarsa o olcak bu gidişle:p NASİPPPPPP!