30 Nisan 2013 Salı

Roaccutane Günlüğü #4 1. Ay Kontrol

Akne savaşı vol bilmem kaç sonucu Roaccutane tedavisine başlamıştım. Bugün 1. ayı bitirmiş olmanın mutluluğu içindeyim. Bu sabah tahlillerim yenilendi. Sonuçlarını yarın alacağım. Bu süreçte ben beslenme düzenimi çok değiştirmedim. Çukulata da dondurma da yedim yani. Zaten aşırı yağlı yemiyorum. Kolestrolüm kaç çıkacak meraktayım:))

15. günde 30 mg hiç işe yaramadı diye umutsuzluğa kapılmıştım. Meğer dozum azmış. 40 mg'a çıkınca etkisini daha net bir şekilde görmeye başladım. Bu arada tekrar belirteyim benim aknelerim lokal. Yüzünüze tıbbi maske taktığınızı düşünün. Açıkta kalan hiç bir kısımda tek bir sivilce yok. Kapalı kısımda hepsi toplanmış durumdalar. Ve gerçekten çok dirençliler. İlacı da 1 ay boyunca aralıksız kullandım. Önümüzdeki 3 hafta ara vermeye karar verdi doktorum. Hem etkilerine bakacağız,  hem  karaciğerimi dinlendireceğiz, hem de durduk yere ortaya çıkan baş ağrılarıma yol açmış mı onu keşfedeceğiz.

Cildim bu son 2 haftalık süreçte gerçekten kurudu, gerim gerim gerildi. O cildimin kustuğu bütün nemlendiricileri sünger gibi emme moduna girdi. En çok dudaklarım, göz kenarlarım, ellerim, burun kenarlarım ve son olarak 3 gündür ağzımın kenarları soyulmaya başladı. Biraz canım yandı ağız kenarım soyulurken. Kremi bolca sürüp bırakıyorum 10 dk içinde yumuşuyor ama sıkça tekrarlamak gerekiyor. Bu arada aşırı hassaslaştı. Gözyaşım bile cildimi yer yer yakabiliyor. Sürekli göz damlası kullanıyorum. Gözaltı kremimi asla ihmal etmiyorum.

Cildimi iyi nemlendirdiğim için soyulmasını fazla hissetmedim. Duyduğuma ve gördüklerime göre iyi nemlendirilmeyen cilt et yanığı gibi kıpkırmızı olabiliyor. Ama şu anda daha canlı bir cilde sahibim. Pırıl pırıl bile diyebilirim. Açık çirkin gözenekli görünümden kurtuldum. Siyah noktalarım azalmakla birlikte halen burun üstünde duruyor. Çenemdeki ve ağzımın kenarlarındaki komedonlar geçen haftaya göre yarıya indi diyebilirim. Kabarık, pörtlek bir sivilce falan hiç yok şu anda. Hafta içinde hiç çıkmadı. Sadece görünürde kahverengi lekelerim var. Yeni çıkan olmadığından var olanların da rengi soldu epey.

Bugün mutluyum. Ama 3 haftalık süreçte ilacı bırakınca ne olacak, cildim nasıl reaksiyon verecek, yağ fışkıracak mı yeniden, sivilceler pörtleyecek mi bilmiyorum. Doktorun demesine göre yağ fışkırması hariç sivilceler artabilirmiş. Panik yapacak bir şey yokmuş. Kullandığım ürünlerin hepsini bir sonraki postta ayrıntılı yazmayı düşünüyorum.

Gazam mübarek olsun :)))))

28 Nisan 2013 Pazar

Yaşasın Mim: Oyunlarrr!

Beni kimse mimlememiş ama olsun, gördüm ve bu mimi yazmazsam içimde kalırdı:))))) Yazı epey uzun olacak kendinizi hazırlayın derim:)))))

Çocukluğum mahalle ortamında geçti. 90'lar çocuğuyuz ne de olsa, o zamanlar kapı önlerine yazları kilim serip siyah çekirdek çitleyen teyzeler vardı. O simsiyah tuzlu çekirdekleri deli gibi çitleyip dilimiz mosmor, dudaklarımız tuzdan şişene kadar yerdik:p

Camdan sarkan hasır sepetler vardı. Bakkaldan ekmek, yoğurt isteyen sepet sallandıran teyzeler. Sinir olurduk oyunumuzu bölüyorlar diye. Bi de isminizi iyice öğrendiler mi fenaa.
"Küçüüükkk baksanaa... 2 ekmek alıver bakkaldan hadi evladım. Bak sepeti sallandırıyorum." En çok duyulan sözdü mesela.

Bizim yukarı mahallede bakkal dükkanımız vardı. Dedeme her öğlen okuldan dönüşte sefer tasında yemek götürürdüm. 2 saat sonra da almaya gittiğimde mahallenin bütün çocuklarını peşime takar, dükkandan sebil yapardım. Doğduğum günden beri bakkal dükkanımız olduğundan para kavramını çoook geç öğrendim. Ben alabiliyorsam herkes alsındı dimi ama:p Dedem ayakkabının tekiyle kovalardı bizi dükkandan:p Oyun sanırdım. Anlam veremezdim. Harçlık verilmezdi bana mesela. Parayla satın alacak bişeyim yoktu ki:)))) İlk verildiğinde ne kadar parayla ne alınacağından bi haberdim zaten. Hala da çok biliyorum sayılmaz zaten:p

500lira, 1000lira, 2500lira, 5000 lira demir paralar vardı. En çok 2500 lirayı severdim. Şekil itibarıyla daire çizmeye çok uygundu. Kenarları tırtıksızdı. Defter kağıdının altına koyup, üstünden kurşun kalemle tarayarak en güzel "ATATÜRK" ü kim çıkaracak yarışması yapardık. 10000 lira bayramlarda verilirdi harçlık diye. Bir sene 72000lira toplamıştım da ne çok gelmişti.  6 sıfır atıldıktan sonra para da pul oldu gözümde:))) Milyon, milyar derdik biz:)) Paranın haşmetini üstümüzde sindirmiş çocuklarız biz.

Gelelim oyunlara. Mahallede ayrı, okulda ayrı oyunlar oynardık. Okuldaki oyunları mahalledekiler bilmez, mahalledekileri okuldakiler. O zamanlar aşağı mahalleyle yukarı mahalle arasında oyunların ismiyle kuralları bile değişirdi:))))) Ohoooo:) En sevdiğim oyun Ebe tura 1 2 3'tü. Bi de Dansa davet. Duymayan vardır belki. Oyun epey kalabalık oynanırdı. En az 10 kişi oynardık. Bir kişi duvara arkasını döner ebe tura 1 2 3 der arkasına döndüğünde herkes kıpırdamadan dururdu. 1dk boyunca gezinir kıpırdayan var mı die bakınırdı. Sonra da arkasını dönüp şu tekerlemeyi söylerdi: " Güzellik mi, çirkinlik mi, havuz başında heykellik mi? Yoksa başka bişi mi?" Herkes bir poza bürünür, ebe aralarında gezer, konuşan ya da gülen ya da dengesi bozulan yoksa olana kadar ebe tura 1 2 3 diyerek döner bakardı. Peşpeşe 2 oyun üst üste aynı pozu veren direkt ebelenir, ebenin kendisi oyuna katılırdı:))

Bizim sokakta en çok 8 taş, renkli istop, ortada sıçan, don oynanırdı. Ortada sıçan oynandığında mutlaka benim topumu atardı anneannem camdan:)) Kırmızı puantiyeli pasparlak bir lastik topum vardı. Ağır bir toptu. İçi hava dolu olduğundan arada bir bisiklet pompasıyla şişirirdik. Plastik toplar rüzgarda savrulurdu sinir olurduk. Keşke sinir olmaya devam etseydik:(((( Mahallenin bekçisi bir gün akşamüstü topumu yakaladığı gibi yardı 2ye:( Günlerce ağlamıştım topumun arkasından. Aynısından bi daha hiç bulamadım. Başka top da almadım zaten.

Mahallede abiler vardı. Ellerinden her iş gelir, bisikletleri yok diye tahtadan arabalar yapmışlardı kendilerine. Keşke fotoğrafları olsaydı da koysaydım. 1 Tane uzun dikdörtgen suntaya,  2 tane hareketli kısa parça biri öne biri arkaya dikine çakılır. Hareketli parçaların altlarına tekerlek takılır. Oturacak kare tahta uzun parçaya üstten çakılır. Orta kalın halatı da ön tekerlere sabitlediler mi al sana araba. Tekerleri yağlayıp yokuşa koydun mu süper yarış arabası:p Ne yarışlar yapardık yağmurda. Bir de  mahalleye yeni asfalt döküldüğünde bayılırdık. Arabaları kapar yokuştan koyverirdik. Bu arabalar da mahallenin arnavut kaldırımı taşları sökülüp ilk asfalt döküldüğü zaman icat olmuştu. Benim arabam yoktu ama abilerin hepsi beni severlerdi. İstediğimde her zaman alırdım. Başka hiç bir kıza vermezlerdi:p Kimle kavga etsem herkesten önce orda olur araya girerlerdi. Ne zaman top oynanacak ben kaleci olurdum ya da 9luk şut atardım. Top sektirirdim kafamda. Dizimde beceremezdim ama ayağımla baya iyiydim Erkek oyunlarını daha çok severdim ben hep ya. Erkeklerle aram hep çok iyiydi. Baya despot bir çocuktum ben. Lafını sözünü geçiren, hiç esirgemeyen bir kızdım. Özgüven tavandı. Bi tek beni oynatıyorlar diye kızlar sevmezlerdi beni. Miskette üstüme yoktu. Ahmet abim öğretmişti:p Çırak derdi bana:)Torba torba misket kazanırdım sokakta. Eve getirirsem anneannem çöpe atardı her seferinde:(((( Sonraları dedemin dükkanına götürmeye başladım:) .

Tek çocuk büyüdüm ben. Kardeşim olmadığından evde öyle evcilik havası olmadı. Etrafımda çocuk da olmayınca kimseden görüp de uyduramadım öyle. Legolarım çoktu. Onlarla deli şeyler yapardım. Okumayı öğrenince kitaplara gömüldüm. Bebeklerim vardı ama çok da yüzlerine bakmazdım. Eve misafir gelince ancak. Keltoş bebeğimi çok severdim. Ağlayan bebek değildi ama. Erkek bebekti. Maviş tulumu vardı. 2 tel sarı saçı vardı. Örgü örmeyi o saçlarla öğrendim ben:p Komşumuzun ikiz kızları vardı benden 1 yaş küçük. Arada sırada gelirlerdi balkonda leğende plastik ördek, kağıttan kayık yüzdürürdük. Suyla oynamaya bayılırdım. Bebeklere sandalye bacaklarına gerdiğimiz don lastiğine tülbent gererek beşik yapmayı bilirlerdi. Beşiğe bebekleri sıralar uyuturduk. Kumaş parçalarını dikmeye izin olmadığı için bebeklere sararak bağlayarak elbise yapardık. Valla güzel kreasyonlarım vardı hiç gülmeyin:p

Okuldaki oyunlar başkaydı. Beden derslerine bile top getirmemize izin yoktu. Kola kutularının ortasına sağlam tekme vurur yamyassı eder oynarlardı. Bir kere bir çocuğun burnu kırılmıştı da yasaklamışlardı. Duvara yapışmaca diye bir oyun icat etmiştik:p Bizim sınıfın olduğu koridor çok dardı:))))) Birisi Ebe olur diğer herkes duvarlara sırtını verir karşı duvara koşup sırtını ebelenmeden yapıştırmaya çalışırdı:p Saçmalık ama çok eğlenirdik. Okulda sadece o koridorda zevkliydi o oyun:p Yerden yüksek, mendil kapmaca, silgi tozu biriktirmece(kilolarcaa silgiyi sıranın üstünde tozunu çıkarır biriktirirdik. En makbulü devasa sabun boyutundaki Milan silgilerdi ya da yeşil Pelikan. Arı mayalılara kimse kıyamazdı. Zaten çok tozu da çıkmazdı. Ne salakmışız yaaa:p), silgilerden kule yapmaca, parmak futbolu:p (bunun sunta üstüne çivi çakılarak hazırlanmış sahası bile vardı. 5 binlikle fıske atıp ilerleterek oynanırdı) sıra üstü basket, tuzluk, para çevirmece, topaç, don, kartal, yüksek, deve cüce, değiştir falan filan. Gece gece kahkahalarla gülüyorum aklıma geldikçe. Defter kağıdından uçurtma, tuzluk, şakşak yapar 500liraya satardık:p
(ŞAKŞAK: Origami mantığında kağıtları üçgen şeklinde kat kat katlayıp bir uçundan tutup hızlıca savurduğunda "şakşakk" diye kemer şaklaması gibi havada yüksek tonda şaklama sesi çıkaran tuhaf bir şeydi işte:p)

Sonra biz taşındık ben 5. sınıftayken:((((((  İlk bunalımımı yaşadım. Alışamamıştım. Okula da çevreye de. Ben gruplaşmanın olmadığı, ayrımcılık, kompleks nedir kimsenin bilmediği değil de umursamadığı, sınıf farkının alenen göze sokulmadığı, dışlama nedir bilinmeyen, büyüğün küçüğü kolladığı, kimsenin birine sırf güzel bir şeye sahip diye birbirine yaltaklanmadığı, arkasından konuşmadığı güzel bir mahallede/okulda onlarca ablalarım, abilerimle birlikte dolu dolu 11 yıl geçirdim. Eski okulumda sınıfımızda her sınıftan insan vardı. Ama hepimiz tek tiptik. Kimse kimseyi birbirinden ayırmazdı. Gruplaşma yoktu. Zengin fakir kavramları gözümüze sokulmadı. Farkettirilmedi. Ben hepsini sonradan öğrendim. Öğrendikçe de insanlardan nefret ettim. Saftım belki, izole ortamda büyümüştüm ama " hayatın gerçekleriyle" dannnn diye karşılaşınca şok olmuştum işte. Artık dedemin dükkanı yoktu. Olsa da bana çok uzaktı ve para kavramıyla başbaşa, artık kendi MİNİK  ihtiyaçlarımı kendi başıma halletmem gereken bir zaman diliminde ve ortamdaydım.  Merhaba HAYAT!

Yeni taşındığımız ve hala aynı yerde oturduğum evimizde hiç öyle mahalle kültürü yoktu. Sokakta çocuk bile yoktu. Yaşlılar, huzur, bahçe içinde küçük apartmanların olduğu bir yer. İçime kapandım. Evden çıkmak istemiyordum. Park da uzaktaydı. Cadde geçmek gerekiyordu. Kapı önünde oyalanayım diye bisiklet aldılar. Annem çalıştığı için bana öğretecek kimse yoktu. Hoş o da bilmiyor binmeyi ben de:p Kendi kendime öğrenmeye de cesaret edemedim. Sokaklarını bilmediğim bir yerde keşif yapmaya halim yoktu.. Bisikleti de ilk kafa üstü uçuşumdan sonra bodruma kilitledik. 3 sene kimse bakmadı yüzüne. Sonra verdik isteyen birine. Yepyeni kırmızı bisikletimi.

Sonra patenler geldi. Annemin aşırı korumacılığı yüzünden iğrenç dizlik ve kaskla robot gibi hareket etmeye çalışıp sinir oluyordum. Utanıyordum da takmaktan alay edecekler diye. Takmadığım ilk gün merdivenlerden patenle yuvarlandım okulda. Dışarda paten kaymamı yasakladılar. Ben de evde bol bol sürerek evin yepyeni kaymak gibi cilalı parkelerini haşat ettimm:)))))) Sonra da attılar zaten:p

Okulda lastik oynardık bol bol. Halatla 5li ip atlardık. Tekerlemeleri vardı. Masa üstünde bıçak, denizde dalga falan:p

Bi de hatırladığım, okulun giriş merdivenleri yüksekti baya. Beyaz mermerli 11 basamak. En geriden koşarak en üst merdivenden atlama yarışmaları yapardık. Ben çok korkuyordum önceleri. Atlayanlara şaşıyordum. Çabuk gaza gelen bi tiptim zaten. Bi gün verdiler gazı. Koştum geriden tam atlıycam uca geldim durdum. Hırsımdan ağladım oturup saatlerce. Öğlen tenefüsünde herkes yemekteyken gittim aynı yere. Bu sefer bıraktım kendimi. Düşücem sandım. Animeler gibi ağır çekimde atladım. Sonra bir alkış koptu. Arkadaşlarım yemekten dönerken görmüşler beni meğerse. Sarıldık falan. Komikti ama gururlanmıştım. İlk atlayıştan sonra benim için sıradan olmuştu artık. Ondan da hevesim kaçtı.

Velhasıl taşınınca ne çocuk olmanın zevki kaldı, ne oyunların. Bilgisayar bebesi olmadım ama tetrisle, scrabble'la, kızma biraderle falan derken kutu oyunlarına düştüm. Satranç hiiç sarmadı baştan eledim. Milyoner ve bil bakalım kim en sevdiğim oyunlardı ama yalnız oynanmıyordu ki:/ İlla misafir gelsin diye 4 gözle bekliyordum.

Yeni yeni kavramlar çıktı sonra: En yakın arkadaş, gruplaşma, kümelenme, kıskançlık, "ezik" kelimesi, "yeni" olmak... kendini kabul ettirme savaşı sonrasında başarma ama hepsinin aslında boş olduğunu TAA BAŞTAN bilmenin verdiği üzüntü.

Genele bakınca güzel bir çocukluk yaşadım. Doya doya oynadım. Eğlendim. Her 2 ortamı da gördüm. Erken büyüdüm. Olgunlaştım. Hayat üzerine erken düşünmeye başladım. Adaletsiz bir durumda tepki gösterdim ama sonra göre göre yok saydım artık. Derken alıştım. Buraya da uyum sağladım. Ortaokul günlerimi hiç güzel hatırlamasam da en güvendiğim bir kaç insan yine o günden kalma olanlar, hayatımda özeller.

Mevzu birden dramatikleşti sanmayın. Benim çocukluğum böyle ve benim binlerce güzel anım, hala heyecanla anlatacak bolca güzel hikayem var aklımda. İyi ki o mahallede doğmuşum. O okula gitmişim. Her ortamı görüp nerede olmak istediğime, nasıl yaşayacağıma karar verecek karakterimi oturtmama yardım etmiş ailem iyi ki hep yanımdaymış.

Çocukluğunu en güzel şekilde yaşamış mahalle çocuklarının son nesliyiz biz.
Sokakta oynamanın tadını biliriz.
Yazları sinek ilaçlama arabalarının peşinden kahkahalar atarak bembeyaz dumanı soluyarak koşturan çocuklarız :)))))
Aygaz, İpragaz tüplerinin şarkılarını söyleyen, ilk reklam jingle'larını ezberleyip "baaakk ben ne biliyorumm/öğrendiim" bilmişliği yapan çocuklarız:)
Okumayı sökünce yakasına kırmızı kurdele takılıp gururla gösteren çocuklarız.

Bu mimi kim çıkardıysa çok minnettarım. Ben çocukluk anılarımı çok severim. Eskiyi anmaktan hep mutluluk duyarım. Beni bu saatte hem göz yaşlarına boğan, hem kahkaha attıran kişiye sevgilerimle:)))))))

İsteyen herkes yapsın bu mimi .... Ben yine de Pera, Mirage, Seregon, Makyaj Fırçam, Sequin, Matmazel, Melodram, Goncc, Pembe Dudaklar, Uğurböceği ve Janjan'ı mimliyorumm:))) Öpücüklerrrr...

24 Nisan 2013 Çarşamba

genel durum raporu ve alışveriş post.u #4

vizeler bitti iyice gevşedim bu aralar. yazamadığım için üzülüyorum buraya. ama yazacak mantıklı bir demet  cümle çıkmıyor klavyeden:/ ruh halim genel olarak iyi. pazartesi proje hocamdan hayatımın azarını yedim. adam durdu durdu bana patladı. içini döktü. ağlayacak gibi oldum. projeye ağırlık vermem gerekiyor:/ sınav sonuçlarımdan en umutsuz olduğum açıklanmış. beklediğimin üstünde not almışım. fiyufitt dedim resmen:p arkadaşımla şaşırdık kaldık. notu görmüş "nası yaaa!" diyor:p şaka yapıyor sandım ama ııh gerçekmiş. zulu danslarım sokak ortasında . cevapları sadece a ve e, birkaç tane de d şıklarından oluşan bir sınav olamayacağını düşünmüştüm ben:p olabiliyormuş:D

darısı diğer sınavlarımın başına:) kendimi ödüllendirdim bolca. telefonumu değiştirdim mesela. xperia z şu an yolda. kavuşmak için yarım saatim kaldı sanırım. elveda e 72, elveda nokia. gelen gideni aratmayacak inşallah çünkü ilk dokunmatik telefonum ve ilk sony telefonum. seçme sebebim de darbelere, toza ve suya dayanıklı olması. benim gibi bir sakar için uygun diye düşünüyorum. bugüne kadar hep uzak kalmaya çalıştım ama artık yolun sonu:p ayfondan iyidir. epıl ürünlerinden genel olarak hoşlaşmama durumum var. menüleri tuhaf geliyor bana. gereksiz artiz yau:p

bi de haberiniz vardır kesin ama ben yeni keşfettim; şu sıra boynerler'de 30'luk parfümler ortalama 59 liradan satılıyor. burberry weekend'i kasada bırakıp, lancome in love serisinden  tresor midnight rose(edp) kofresini aldım ben. kokuyla aşk yaşıyorum. koku tende acayip kalıcı ve akılda kalıcı;) herkes soruyor. biraz alışayım yazacağım yazısını.

bir de yves rocher'e girdim. jarden serisi duş jelleri 7 liraya inmiş. 2 tane kaptım. biri limelı biri de ylang ylang çiçeğinden:))) enfes kokuyorlar. kahveli olan çok ağır geldi tercih etmedim. göz makyaj temizleyicim bitmişti daha iyisini tavsiye eden olmadı. bifacille aynı diyen çoktu. fiyatı da gayet uygun ve hiç bir olumsuzluğunu görmediğimden (yağlı olması dışında) yedekledim. Yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
bir de repair saç bakım yağını aldım. duştan 10dk. önce diplerine çok yaklaşmadan sürülüp bekleniyormuş. çok övgü almış. ben de sık sık saç boyadığımdan ve roaccutane saçlarımı da kurutmaya başladığından denemek istedim. normalde saç bakım ürünleriyle uğraşmaktan hoşlanmam. yağlar falan bana göre değildir. mecburiyetten nelerle uğraşıyorum:)))) bir de satıcı hatuna sordum, yazın sahilde kullanabilir miyim diye. badem yağı muamelesi etme niyetindeydim. kendimi biliyorum son dk. cı insan olduğumdan hep üşenip sürmicem. belki biter diye... neysee.. el cevap: "güneşten saçlarını koruyacağına, iyice yakmasını sağlamak istersen buyur sür güneşin altında" dedi:p tam hatırlamadığım bir sürü şey saydı. OMG! aman kalsın:) evde kullanırım bolca napim. kokusu çok güzel ama fındık gibi. daha denemedim bikaç seferden sonra yazısı gelir:)

bi de tchibo'dan adım sayar aldım. menüsü bir tuhaf. çözemediğim için kullanamıyorum:/

bu ara böyle. hep yeni ürünler kullandığım için elimdeki ürünlere alışınca yazıları gelecek. öpüyorum hepinizi:)

21 Nisan 2013 Pazar

Roaccutane Günlüğü #3 15. GÜN

2 haftayı geride bıraktım. Bugün kontrolüm vardı. İzlerin renginin biraz açılmış olduğunu söyledi. Komedonlar duruyor. Ama hiç soyulmadım neredeyse. Dudaklar ve gözlerin kuruluğu hariç. Bu sabah çok az burnum kanadı. O kadar. Doktoruma bahsettim kuruma olmadığından. Dozun düşük olup olmadığını sordum. Cildime temkinli yaklaştığını söyledi. İz bırakmaya meyilli olduğumdan ne kadar az kurursam az hasarla atlatacağımdan bahsetti. Ben de verdiği nemlendiricinin cildimde emilmeden durduğunu söyledim. Kullanma o zaman dedi:p Bayılıyorum netliğine:p
Dozumu bir tık arttırdı. 40 mg kullanacağım artık..15 gün daha devam. Daha sonra tahliller tekrarlanacak. Kararlar verilecek. Haziran'ın ortasına kadar tempolu kullanıp sonrasında azaltacağız sanırım. Kızartma falan yasak ama çukulatayı nasıl bırakıcam ben:/ Tek derdim o.

Hafta içinde Physicians Formula'nın kapatıcı mineralli kompakt pudrasını aldım. Spf 16. Doktoruma uygun olup olmadığını sordum, güneş koruyucusunun üzerine sürebileceğimi söyledi.

Daha sonra annemin arkadaşı bir güzellik uzmanına gittik. Onun isabetli tespitlerini hep sevmişimdir. Bana yaz için Babor'un 50 spf  High Protection Sun Make up ürününü tavsiye etti. Orta tonunu aldım. Koyusu epey bronzer gibiydi. Pata krem formunda. Nemlendirici üzerine sürüp 2 saatte bir yenilemem gerektiğini söyledi. Bir süre deneyeceğim. Sürdükten sonraki kadifemsi hissini çok sevdim. Orta örtücülükte.
Yine Babor'un nem maskesini aldım. Haftanın 2 günü kullanacağım yatmadan önce. Kuruduğum günlerde dua edecekmişim:) Bir de Babor HSR göz kremini önerdi. Ben de duymuştum bir kaç kişiden. Düşünmeden aldım. Hemen denedim hafif ısıttı ilk sürüşte göz kapağımı ama yumuşacık bir hissi var. Yaşım için pek uygun değil, lifting etkisi var ama verdiği neme gerçekten ihtiyacım var şu sıralarda. Kullandıkça yorumlayacağım ürünlerimi:)

Durumlar şimdilik böyle... Gelişmelerle 15 gün sonra yine burdayım:))))))

19 Nisan 2013 Cuma

FOTOĞRAFSIZ TARİFLER SERİSİ #13 Havuçlu elmalı toplar eşliğinde vanilyalı puding

Uzuuun zamandır hiç tatlı pişirmediğimi farkettim ve artık zamanı gelmişti. Kalktım, süper pratik ve aşırı lezzetli bu tatlıyı yaptım. Şeker miktarlarını minimumda tuttum. Epey hafif de oldu:) İsim tuhaf farkındayım ama bugün uydurduğum bir tatlı bu. Toplamda pişirme falan dahil 20 dk sürmedi yapması. Yine fotoğraf yok. Çünkü bu sefer fotoğraflamaya çalışamadan yendi tükendi:p Bi dahakine diyorum artık.
Ben bu sefer pudingle yaptım. Ama klasik muhallebi de pişirebilirsiniz:)
Malzemeler:

4 kişilik Puding için:
Dr. Oetker Şekersiz Vanilyalı Puding
(Light değil. Marketlere yeni yeni gelmiş olması lazım. Yeni bir ürünmüş. Denemek için almıştım sevdim valla. Kontrol bende:)
4 yemek kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı toz tarçın
500 ml. süt

Havuçlu Toplar:
1 orta boy havuç rendesi
2 tane Amasya elması rendesi (Kendine has bir aroması olduğu için seçtim.)
yarım limon
2 tane kabuk tarçın
1 avuç kuru üzüm
2 çorba kaşığı toz şeker
Üzerine:
Muz dilimleri ve ceviz

Yapılışı:
Pudingi küçük bir tencerede 500 ml. sütle karıştırarak pişirin. Ilınması için kenara bırakın. Arada bir karıştırıp üzerinin kaymaklanmasını engelleyin.
Havucu ve elmaları ince rendeyle rendeleyin. Üzerine yarım limon suyunu dökün(kararmasını engellemek için).Teflon tavaya kabuk tarçınları, elmalı ve havuçlu karışımı koyun. Üzerine 2 çorba kaşığı şekeri serpin. Karıştırmadan kısık ateşte havuç suyunu bırakana kadar bekleyin. Suyunu bırakınca kuru üzümleri karışıma ekleyin. Karıştırın. Harç suyunu çekene kadar bekleyin.  (Kararmadan) Altını kapatıp soğumaya bırakın.

Soğuduktan sonra elinize ceviz büyüklüğünde harçtan alıp, top haline getirin. (İsterseniz pudra şekerine bulayabilirsiniz.) Kupların dibine harcı 4'er parça top şeklinde dizin. Üzerine ılık vanilyalı pudingi dökün. Soğuması için buzdolabında bekletin. Çıkarınca muz dilimleri ve cevizle servis edin. Yiyip de bayılmayan olursa üzülmeyin:)) Ağzının tadını bilmiyordur:)))

Afiyet olsunnnn!!

17 Nisan 2013 Çarşamba

Takıntılarla Yaşamak #2 Mezuniyet Sendromu ve Akne Savaşından Yorgun Düşmüş Bir Ben

Bugün bir baktım da resmen kozmetik blogu gibi olmuş blogum. Bakım ürünleri, pürüzsüz cilt takıntım, doktor kontrolleri, tahliller, aynalara küsmem, en sonunda pes edip Roaccutane tedavisine başlamam  vs. sebep olmuş bunlara. Artık hiç bişi pişirmiyorum bile. Canım istemiyor. Yeni bişi denemeyince eskilerden yazmak da işime gelmiyor.

Bakmışım ki cildime renkli kozmetik kullanamıyorum, rujlara sarmışım. Cilt koyu koyu lekeliyken de bakmışım ki o çok yakışan kırmızı rujlar çingene gibi göstermiş beni, daha doğal pembelere, nude rujlara yönelmişim falan filan. Eskiden kızarıklıklara 2 pıt kapatıcı sürüp kendimi iyi hissederken artık kapatıcılar bile sivilce yapar olmuşlar. Hiç bişi sürmeden sokağa çıkmayı gerçekten özlemişim. Artık her yere geç kalıyorum. Onu sür, üstüne bunu sür, yok lip balm, ay renksiz olmaz ruju da sür, ay kuruttu aman çirkin oldu, yok güneş kremi sürdükten yarım saat sonra çıkılacak derken ohoooo... Her sabah 1 buçuk saat erken kalkıp kahvaltıyı atlamaktan helak oldum. Bitsin artık bu çile.

Bu ruh halimi Roaccutane'a borçlu değilim. Hayır sebep gerçekten bunalmış olmam. Bahar geldi diye sevinmem gerekirken havalar kötü gitsin, güneş açmasın, tedavi sürerken ya koruyamazsam güneşten, leke kalırsa endişeleri başladı. Ve bunların sonu yok. Takıntı haline geldi. Şurada anlattıklarıma bir de bunlar eklendi. Tek konum bu oldu diyebilirim. Arkadaşlarıma sorsan ben mevzuyu unutsam bitecekmiş. Odamdaki aynaları kaldıracaklarmış:p

Sıkıcı, sinirli, stresli, toleranssız, bağıran, çağıran, sakin kalmayı beceremeyen birine dönüştüm sanki. Kendime güvenimde ciddi bir azalma var. Bi de kıskanç oldum ki sormayın. Cillop gibi suratları gördükçe aklım gidiyor. Eskiden fotoğraf çektirmeye bayılırdım. Sağdan soldan her şekilde :) Şimdi kapatıcıların bile kapatmadığı sağ yanağım ve ben diye bir gerçek var. Mezuniyet için fotoğraf çektirilecek ve mecburen rötuşlu fotoğraflar olmak zorundalar. Fotoğrafçının insafına bırakmak zorundayım maalesef. O gün gelmesin, fotoğrafım çekilmesin istiyorum. Artık son 1 buçuk ay kaldı okulun bitmesine. Herkes anı hatıra derdine düşmüşken ben yine kendimi herkesten soyutlama, mahrum etme, uzaklaştırma modundayım. Hiç bir fotoğrafta yokum.

Hayatımın bir çok sıkıntılı dönemi oldu ama bu en kötüsü sanırım. Okul bitse, iş bulsam ve yoğunluktan her şeyi unutsam artık. Mezun olmanın korkusu başkaymış. Artık arkasına sığınacak hiç bir bahanenin kalmadığı anlar çok yakında. Artık sorumluluk zamanı. Geçen yıl bu zamanlar bitse de gitsek derken, şimdi hemen iş bulabilecek miyim düşünceleri hakim.

Sonum hayrolsun... İyi dileklerinizi eksik etmeyin lütfen...

14 Nisan 2013 Pazar

Ojeli Post #3 Engüzel Kırmızı: Sally Hansen Xtreme Wear Cherry Red

Kırmızı ojeyi kim sevmez ki... Benim 14 yaşımdan beri en sevdiğim ve en çok sürdüğüm renktir. Tırnağı bakımlı gösterir simsiyah bir kıyafeti minik bir dokunuşla hareketlendirir. Kadınsıdır. Dişidir. Ama bazı tonları var ki saf enerjidir. Yeniler. Baktıkça baktırır. Markasını sordurur. Gözlerini alamazsın bazen.

İşte Cherry Red hayatımın kırmızı ojesi. Gördüğüm anda vuruldum. Çok sık sürmesem de rengine tapıyorum. Sally Hansen'in Xtreme Wear serisinden. Bana Çanakkale pembe domateslerinin içini anımsatıyor:) Bence kırmızıya kaçan bir mercan tonu. Lacivert kıyafetlerle muhteşem uyumlu duruyor. 

Bu serinin kokuları bana ağır geliyor sanki. Başkalarına da sordum sıradan bir ojeden farklı olmadığını söylediler. Neyse:) Yapısı epey sıvı. Ben alalı 6 ay olmasına rağmen kalınlaşmadı da. O yüzden ben sürerken birazcık bulaştırabiliyorum:) http://www.luuux.com/health-beauty/notd-sally-hansen-red-cherry                          

Fırçası standart görünümde. Kullanım süresi 18 ay. Kalıcı mı derseniz 3. günde uçlarından soyuldu diyebilirim. Fena değil işte. Standart ojelerden 1 tık daha iyi. Top coat sürmeseniz bile kendinden parlak bence ama yatıp kalkınca matlaşıyor görüntüsü. Çizilmeye dayanıklı diyemem. 

Mevsim boyunca ve yazın sürmekten asla vazgeçmeyeceğim renk olacağı garanti:)

Gratis'te en çabuk tükenen renklerden. Bir gördüğümü ikinci kere göremiyorum neredeyse:) Henüz denemediyseniz mutlaka deneyin. İlk bitirdiğim oje olacak sanırım:) Deneyip de benim gibi bayılan var mı:)

Roaccutane Günlüğü #2

Bugün tam 1 hafta oldu ilaçlarımı kullanmaya başlayalı. Bence gayet sorunsuz geçti ilk hafta. Düşündüğümün aksine ne aşırı kurudu cildim, ne dudaklarım yara oldu ne de öyle dayanılmaz baş ağrılarım oldu. Büyük ihtimalle hayatımda belki ilk defa su içmeye özen göstermiş olmam işe yaramış olabilir. 2 buçuk litre değil ama 1buçuk litre içiyorum. Az farkındayım ama hiç su içme alışkanlığı olmayan hatta içerken midesi bulanan biri olarak vücudum memnun bu durumdan sanki:) Vücudumda değil ama sanki saçlarım kurudu gibi hissediyorum. Kepeklendim:/ Nem maskesi kullanmalıyım.

İştahımı açtı bu ilaç:/ Gereksiz tatlı ya da çiğköfte krizlerine giriyorum! İmdaat. Hani iştah keserdi yaaaa:/ Öyle bi etki gören var mı acaba başka :)))


Bir tek göz kuruluğu durumum var. 3. gün ortaya çıktı. Onun için de gözyaşı damlası kullanıyorum Tears Naturale Free markalı. Seviyorum bu ürünü. Günde 2 defa bazen 3 defa damlatıyorum lensin üstünden bolca:) Günü kurtarıyor fazlasıyla. Tavsiye ederim. Arada çaylı pamuk terapisi de uyguluyorum göz kapaklarıma gerçi:)




Göz kenarlarım ve göz altlarım için de kurumasından korkarak göz kremine başladım. Sebamed Q10. 20 lira gibi bir paraya almıştım. Çok hafif bir yapısı var. Minicik miktarı yetiyor bana. İhtiyacımı görüyor şimdilik ama öyle aşırı nemlendirmesi yok tabii ki. Olsa iyi olurdu bence. Bitince belki başka ürünler denerim. Kielh's markasının göz kremlerinde aklım kaldı. Testerla başlayabilirim:)

Jel yapılılar ilk sürüşte nemli oluyor da hemen emiliyor ya o kuruluk hissini sevmedim. O yüzden Nuxe'u baştan eliyorum. Pure Beauty'nin nar özlü kremi de aman aman güzel bir krem değil bence. Olsa da olur olmasa da tadında.

Akne sayısı zaten çok abartılı değildi. Hafta içinde sadece 3 tane çıktı ve sönüp gittiler. Artık minik beyaz başlı sivilcelerim var. Kızarık bile durmayan. Ki bence zararsızlar. Zaten 1 günden fazla kalmıyorlar hemen kuruyup gidiyorlar. Toplam 3 tane gördüm onlardan da. Hımmm yazmam gereken ne kaldı. Eklem/kemik ağrılarına karşı uyardı doktorum. Kendine yüklenme, ağır kaldırma, zorlayıcı fiziksel her tür aktiviteden kaçın demişti. Çok ihlal etmedim bu kuralı genel olarak ama bugün koşturmaca falan derken paçavra gibi hissediyorum. Erken yatıcam:/ Yaşasın düzenli hayat:p Tezimi de doktor yazsın bari işi ne di mi:p

Şimdilik iyi gidiyor bakalım. Haftaya kontrol var. Bakalım ne diyecek doktor. Bunun yanı sıra kimyasal peeling vs. alternatif yöntemler de araştırıyorum lekelerim için ama yaz dönemi olması beni korkutmaya başladı. Doktorlar sağolsun işe yaramayan binlerce ürün ve medikallerle oyalamasalardı şimdiye kurtulmuştum belki de. Neyse sinir yok. Sabır var bolca sabır:)))) Öptümm;)

11 Nisan 2013 Perşembe

TASARIMCILARA ÖZEL LAPTOP YAPMIŞLAARR!



Bu güzelliği yine rastgele nette tarama yaparken gördüm. Bayıldım:) Amir Lobidi tarafından tasarımcılara özel tasarlanmış teknoloji harikası. Kısaca lap touch.

Hem lap top hem tablet olarak kullanma imkanı var. Kapatınca diğer yüzündeki ekrandan tablet olarak devam edebiliyorsunuz:)
İçinde hem mouse hem de grafik tablet mevcut, özel kalemiyle birlikte harikalar yaratmak için ideal:))
Amir bey ürünü tasarlarken bin tane teknolojik gerecin masasının üzerinde durmasından yakınıyormuş:) Onun için çalışma masasını boşaltmak için ve dağınıklığı en aza indirmek için, kendisi gibi tasarımcılara özel olarak tasarlamış bu laptouch'ı. Hem mantığını hem ismini çok beğendim:)
Özellikleri arasında da tek bir dokunuşla dokunmatik ekrana çevirme, açılınca laptop şeklinde kullanabilme, ışıklı kaydırma düğmeleri, sensör ve zoom var.

Tasarımcımız sanırım İspanyol. İlgili tüm kaynaklar da İspanyolca haliyle. Malay dilinde bile buldum bir çok yazı:p Bu yüzden çok bilgiye erişemedim. Fiyatı nedir, nerede satılır hiç bir fikrim yok:)))) Benim gözümde şu an için şahane bir oyuncak ama yapabileceklerini düşününce insan gerçekten heyecanlanıyor:)

Tam bir draw-station. Tabii ki mobil bir cihaz. Onca aletin yerini tek başına en mükemmel şekilde alabileceğini ummuyorum zaten aşırı detaylı, çok yüksek çözünürlük isteyen işler için değil. Daha mobil işler, belki rötuş için kullanılabilir vs. Bunun da bir kapasitesi var ama olsun:)

Detaylı bilgi için makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

10 Nisan 2013 Çarşamba

Bakalım hangi kelimelerle aranmışım? #1


Ben bu postu ilk defa yapıyorum. Başka bloglarda hep görüp de özenirdim:p İlk fotoğraf bu haftadan:) E hadi yorumlayalım sıradan madem:)))

1- Artdeco Far Bazı Boyner'de satılıyor. Başka yerde rastlamadım.

2- Garnier BB krem ilk gözağrım:) Severim kendisini ama cildime ağır geldi. Yağlı ciltler için olanı çok severek kullanıyorum:)

3-Yırtığı retina gözün yapıyor! Benim... gaz gidince geçecek miymiş???!!!!!????? What dedin gulüüm derler adama :p Hangi kelimesinden çıktım acaba bu aramanın.... höööyyy:p

4- Asansörlü göz kalemlerini sevmezdim taa ki Yves Rocherle karşılaşana kadar:) Buyrun yazısı için BURADAN.

5- Mide bulantısı faranjitken geçer mi?... Onu ben bilemicem arkadaşım:) Doktor değilim sonuçta. Hani faranjitli post var ama mide bulantının dermanı Emedur benim bildiğim:) Geçmiş olsunnn:)

6- Gratis Kadınlar günü 2013 indirimi... İndirimden sağ salim kurtulduğuma seviniyorum asıl ben:p Kafama çanta bile yedim yani:) Hatırlatmayın o günü bana:p

7-Marni Parfüm... 3 defa kokladım, 3ünde de ayrı tat aldım şu parfümden ama cesaret edip de alamadım yaa
:(((( Son kokladığımda karabiber ağacının altından geçmiş gibi koktuğumu söylediler. Hani ben bayılırım da sevmeyen olur, alerjisi olan olur hapşurtmiym milleti dimi:p Hala kararsızım ama almak isteyene de tavsiye ederim:)

8- Maybelline renk dövme sonsuz altın:))))))) Hay Google Translate ya:p Koptum akşam akşam:p ETERNAL GOLD o bea:p Benimki bozuk çıktı ısıttım kaloriferin üzerinde sanki bişiye benzedi son zamanlarda:) Renk bana yakışmasa da baz olarak sürüyorum arada bi işte yeşillerle falan:)

9- Blogumun adresiyle aranmışım iyi ki:p Oncaşeyden sonra moral buldum:) Tanınabilirliğim varmış:p

10- Nisita burun kremi burnun silinmekten tahriş olduğu her an kullanılabilir:))))

Bayıldım bu işe:) Çok zevkliymiş ya. Ben düzenli aralıklarla printscreen yapayım madem:) Umarım sizde gülersiniz bol bol:p Her telden yazmak kolay değil gördüğünüz gibi. Retina gazını soran bile olmuş... Güzin ablayı, Haydar hocayı falan sollarım bu hızla ben:p

5 Nisan 2013 Cuma

Cilt Rutini Edinme Post.u #6 Roaccutane Günlüğü

Aknelerimle 3 yıllık savaşımda artık pes ettim ve sonunda ben de Roaccutane kullanıcısı olmaya başlıyorum bugünden itibaren. Çok direndim kullanmamak için ama piyasadaki hiç bir tedavi yönteminin artık üzerimde etki göstereceğini sanmıyorum. Fazlasıyla dirençli ve çıktığı yerde sonrasında kopkoyu kahverengi lekeler bırakan kistik aknelerim var. Bölgesel, miktarı az ama sevimsiz. Çene bölgem dışında başka hiç bir noktada çıkmıyor. Mutsuzum ve evet ilacın yararından çok zararı olmasından tedirginim. Bir yandan da şu aknelerin defolup gitmeleri için ne gerekirse yapmaya hazırım. İnanılmaz canımı sıkıyorlar çünkü. Sürekli kamufle ettiğim için bişi kullanmadığımda insanların tepkilerinden kaçamıyorum. Neyseee....

Başlangıç için 15 günlük verdi doktorum. Günlük doz olarak 30mg kullanacağım.













Cilt bakım rutinimde hiç bir şeyi değiştirmedi. LRP Effaclar jel çok kurutursa Avene'e dönebileceğimi söyledi.  Nemlendiricimi aksatmamamı ve günde en az 2.5 lt su içmemi ısrarla belirtti. Yüzüme sanırım hiç bir kozmetik ürünü kullanamayacağım. Umarım gözaltı kremim kuruluğa karşı yeterli gelir.

En çok lenslerden korkuyorum. İlaç göz kuruluğuna da yol açıyormuş sanırım. Lensleri kullanamayacak duruma gelir miyim hiç bir fikrim yok:/ Nemlendirici olarak sadece Endocare markasından yüz ve dudak nemlendiricili setini verdi. Adı da Lipocutane Duo. Şimdilik herhangi bir güneş kremi vermedi ama kendimi korumamı söyledi. Bakalım neler olacak.

Gelişmeleri yine yazarım. Desteğinizi eksik etmeyin lütfen :/

4 Nisan 2013 Perşembe

Gecenin Şarkısı# KOPKOP TAYMZZ

KOPKOPÇU Bİ TİP DEĞİLİM:) 
Hiç de olmadım aslında...
DANS ETMEYİ BİLE SEVMEM
Öldürsen beni daha iyi yani.
SLOW DANSLARDAN BİLE NEFRET EDERİM:)
Bu akşamki şarkılar hep kopkop...
HAYATIMIN EN TUHAF GÜNÜNÜ YAŞIYORUM BUGÜN:)
Modum da klasikti ama DEĞİŞTİ!

Ne kadar planlı programlı olursan ol, insanlara körü körüne güvendiğin zaman mutlaka bir aksilik çıkar. 
Sen bile engel olamazsın bazen. 
OLAYLARI AKIŞINA BIRAKTIM,
KENDİMİ BU GECE KOPMAYA ADADIM:))))

İLK ŞARKI:

PLAYMEN & CLAYDEE ft. Tamta - Tonight




2. ŞARKI:
ŞU ŞARKININ NE ANILARI VAR BENDE YAA:)))))
PACEVİLLE <3 
GECEDE EN AZ 5 KERE ÇALMALARI 
DELİ GİBİ KOPUŞŞ! 
OHH YES!

Pitbull - Give Me Everything Tonight ft. Ne-yo vs......

3. ŞARKI:

İHTİYACIM OLDUĞU HER AN EĞLENDİRDİ BENİ BU ARA:)

RİHANNA CANDIR!

Rihanna - Diamonds




İYİ  EĞLENCELERRR!

ELLER  HAVAYAAAA!

ÖPTÜMM ;)

3 Nisan 2013 Çarşamba

Ojeli Post 2# Rimmel Lycra Pro 425 My Denim & Alix Avien 110







My Denim'i bir sürü blogta okumuştum. Özenip bir kaç defa alma girişiminde bulunup, rafta görünce de böyle bir gök mavisi nasıl durur ki diye düşünüp çok defa vazgeçtim:) Sonunda aldım ve evde 1 ay boyunca sürülmeyi bekledi. Onca ojenin içinden My denim'le kombinlenecek bi tane bile oje bulamadığımı düşünüp vahvahlanırkeen... Aklıma yılbaşı gecesi için alıp sadece o gece kullandığım Alix Avien 110'um geldi <3

Gök mavisi oje ileve içinde altıgen pullar ve simler barındıran, jel yapılı üstelik çok çabuk kuruyan bir ojenin bir araya gelmemesi kaçınılmazdı zaten:)) Tek katta bile rengini çok güzel veriyor.

Bu puslu havada sürdüm içim açıldı:)






Base coat olarak Essence Studio Nails 24/7 kadifemsi bazı sürdüm. (Bunun da yazısıgelecek en kısa zamanda :)  Üzerine 3 parmağıma çift kat , 2 parmağıma tek kat My denim sürdüm. Kurumasını bekledim. Tek kat sürdüğüm tırnaklarıma 110'u da tek kat sürdüm. 1dk. sonra Golden Rose Gel Look Top Coat sürdüm. Hem kurumasını hızlandırdı hem de pırıl pırıl parlattı.
Ömrünü uzatıyor doğru da, çizilmeye karşı etkili değil malesef. Yine de fiyatına göre başarılı buldum. Bulursanız deneyin.




İŞTE SONUÇ:))))


Kozmetik 13# Maybelline Eyestudio Lasting Drama Jel Eyeliner 24H - 03 Blue

Artık kullana kullana bayıldığım, tavsiye ede ede vazgeçemediğim, öve öve bitiremediğim eyelinerımı tanıtmalıyım sanırım. Çok kişi tarafında yazıldı çizildi zaten biliyorsunuzdur:)
Aslında kendisi gel liner sınıfında ve Mac fluidline kullanıcılarına bile gösterip, kullanmaya ikna etmişliğim var:) Kullanımı gerçekten kolay. Kutu içerisinden fırçası da çıkıyor. Gerçekten işe yarayan minik bir fırça kendisi. İlk başta kesik uçlu The Balm fırçamla çekiyordum ama elim alıştıkça ona döndüm:) Toplamda 4 rengi var; bende olan renkleri siyahı ve laciverti. En kısa zamanda Kahvesini almak da aklımda:)
Laciverti alırken gündüz kullanılmaz diye çekinerek aldım ama şimdi siyahtan daha çok Laciverti kullanıyorum. Rengi koyu bir lacivert. Sedefli bir yapısı var. İçinde sim yok. Yumuşak kadife gibi bir dokusu var. 

Sürülmesi fırçayla çok çok kolay. Hele keçe uçlulardan sonra iyice kolay. 2 denemede el alışıyor. Tek seferde ince, kalın her türlü kuyruk rahatça yapılıyor. Sürdükten sonra hemen sabitleniyor. Ovalanınca dağılması da çok zor. En çok sevdiğim özelliği ağlayınca bile akmaması. Severek kullanıyorum aylardır. Hiç bir olumsuzluğu yok bence. Tek kelimeyle mükemmel bir iş çıkarmış Maybelline. 

Hadi olumsuz tek bişi söyleyeyim:) Zor temizlenmesi. Dedim ya zamk gibi kalıyor sürdükten sonra. Temizlerken birazcık ovalama istiyor ama çift fazlı ürünlerle daha rahat çıkarırsınız:)

Yazayım yazayım diyordum taa aralıktan beri...sonunda yazdım rahatladım:) Önerir miyim demeyeyim artık:) Gözünüz kapalı gidin alın. Kullanın bayılın.

Kozmetik 12# Yves Rocher Asansörlü Göz kaleml

Yves Rocher'den ne aldıysam memnun kaldım şimdiye kadar. Bu göz kalemini de annesinin Clinique göz kalemini hunharca kullandığı için arkadaşımla birlikte annesine almıştık. Alırken tek kriterimiz gün içinde dağılmamasıydı. Kömür siyah olması önemli değildi. Rahat sürümlü olmasına dikkat etmiştik sadece. Ama bu kalem bence bundan çok daha fazlası:)

Tam adı Stylo Regard Waterproof Eye Pencil. Bendeki rengi 01 Noir. Evvvet siyah göz kalemi konusunda hassas olduğumu söylemiştim:) Çok seçiciyim. Bence öyle kömür karası bir siyah değil. Ama gözün neresine sürersen sür, istediğin kadar ovala bozulmuyor:) Hem de tek hamlede rahatça sürülebiliyor. Mat hoş bir duruşu var. Tek seferde rengini veriyor. Yapısı yumuşak diyebilirim ki bence bu eksi bir durum. Kırılabilir kolayca :/
Gözümün hem üstüne, hem içine sürdüm bu sabah. Ve yaklaşık 10 saat sonunda diyebilirim ki göz altlarımda birazcık bile akma dağılma yok. Duruşunu çok beğendiğimi söylemeden edemeyeceğim:) Görenlerde mutlaka markasını soruyor.
Lens kullanıyorum ve bu aralar gözlerim bahar alerjisinden muzdarip şıpır şıpır damlama akma modundalar. Buna rağmen akmadı bulaşmadı.

Ben aldığımda 1 günlük bir indirimi vardı. Lacivert renkli Sexy Pulp maskarayla birlikte iyi bir fiyata geldi:) İYİ Kİ ALMIŞIM. Herkese tavsiye ederim. Başka renkleri de mevcut dileyen moruna da baksın;) Ben Essence'inkini bitirmeye yaklaştığımda alacağım:)