30 Ağustos 2013 Cuma

Boş boş gez toz nereye kadar....

Diploma projesini teslim ettiğim gün daha ohh bile diyemeden "kafa dinleyemicem, hemen iş bulucam, ofise tıkılıcam, tatil bile yapamicam, sonra izin de vermicekler. çok bunalıcam, depresyona giricem..." paniği vardı üzerimde. 5 Temmuz'da mezun olabilmişim zaten. "Dokunmayın Şabanıma" modunda evde takılmaya başladım. İnsanlar yaz okullarından bahsettikçe vize neymiş, final mi varmış, o da neymiş hahaytt diye suratlarına bakıyordum.

 Annem ne zaman "CV'ni hazırla, portfolyonu tamamla" dese "bi dur yiaa özliyimm" şımarıklığındaydım. Sonra tatile gittik geldik. Öyle iyi geldi ki bana huzur çöktü üstüme. Peşinden benim küçük çılgınlığım da geldi. Değişime başladım. Saçlarımı eskisi gibi kızıla boyatacağım sahi. En özgüvenli olduğum günlerdeki gibi. Kendime en çok yakıştırdığım, bütünleştiğim renk.

Aslında en büyük motivasyon kaynağımdı okul. Hep başlamasını iple çekerdim. Yaz tatili daha kısa olsa dediğim bile olmuştur çoğu zaman. Okul alışverişini hep büyük heyecanla yapardım. Özenirdim malzemelerime. Listeler yapar doğru Sirkeci'ye meşhur toptancıya giderdim. Ama artık bitti. Bitmesini istemedim mi???? Belki hiç bişeyi bugüne değin istemediğim kadar. Özleyeceğimi söyleyenlere her zaman "he he" deyip geçmedim mi? Eee ne şimdi bu ruh hali o zaman? Haftaya diplomamı alacağım ve ilişiğim tamamen kesilmiş olacak. Otomasyon bile girişimi reddetti dün:( Mezun durumdasınız yazıyor. Daha yılbaşında wishlistimin ennn ama ennn önemli maddesi değil miydi bu? 9 yıldır beklemiyor muydum? Kendimi bir şelalenin tepesinde duruyormuş ve aşağıdaki gürül gürül akan sulara bakıyor gibi hissediyorum. Düşmekten korkuyorum ama atlamak istiyorum. Tam araftayım.

Hayatımın en bilinmez, önceden kestirilemez dönemindeyim çünkü. Okul garanti bir şeydi çünkü. Her zaman bir başlangıç tarihi ve bitiş tarihi vardı. Şimdi tamamen özgürüm. İş aramaya da başladım. Bir gece uykumdan uyanıp bilgisayarı açtım ve CV'mi yazdım. Ufak ufak eşe dosta haberler salındı, ben de cevap bekliyorum gönderdiğim yerlerden. Bekleme evresinin ucu açık, 1 yıl beklersem ne yaparım düşüncesi kemiriyor beynimi. Körelmekten, düşünemez olmaktan, iki kelimeyi bir araya getiremez olmaktan korkuyorum. Belki çok abartıyorum yine...

Çalışmak, para kazanmak zorundayım 5 yıl sonraki hayallerim için. Eğer ulaşabilirsem o hayallerime kazasız belasız "kızım sende ışık var" diyeceğim çünkü:)))) Tuttuğunu koparabilen insanlara hep özenmişimdir çünkü. Bakalım ne kadar yırtıcı olabileceğim?

Mülakat kısmı var bir de. Staj için birden fazla kez, yetenek sınavından sonra okula kayıt için de 3 kez mülakata girmişliğim var. İş mülakatlarında güler yüz ve kararlılığın önemli olduğunu duydum birçok kimseden. Bakalım nelerle karşılaşacağım:)

Sıkı durun yeni yazı dizisi geliyor:p Nilesi İK'ya karşı asdfghjk:p

İş arayan, sektör değiştirmek isteyen, yeni mezun olmuş olan herkese bol şans dilerim. Herkesin hakkında hayırlısı neyse o olsun.


22 Ağustos 2013 Perşembe

"ÇILGINLIK" Sonrası Durum Raporu

Geçen hafta Küçük bir çılgınlık yaptımm ve yaklaşık 16 yıldır rahatsız olduğum tek "kepçe kulak" görüntüsünden kurtuldum:) Aslında çok da kötü görünmese de benim bilmem yetiyordu. Asimetrik görüntü kimsenin hoşuna gitmez haliyle. Boll fotoğraflı yurtdışı tatilimde durumun belirginliği iyice gözüme battı ve aniden karar verip doktor araştırmasına başladık. Tavsiye üzerine sevgili doktorumla tanıştık ve bana güven verdi konuya hakimiyetiyle. Boşuna beklemişim bunca zaman yaptırmamakla.

Yaptırmayı düşünenler varsa, ameliyatla ilgili kısa bilgi vereyim istedim.

-Tek kulak ortalama 45 dk. da yapılıyor.

-Ameliyattan önce 12 saat açlık gerekiyor. Sabah kanınız alınıp tahlile yollanıyor, anestezi doktoru sizinle ön görüşme yapıyor. Sağlık geçmişinizle ilgili rutin sorular cevaplanıyor. Formalite hepsi. Sonrasında doktorum gelip fotoğrafımı çekti. Önden ve profilden.

-Benim doktorumun branşı rekonstrüktif cerrahi. Daha önce yanlış yapılan estetikleri vs. de düzeltiyor.

- Anestezi almadım. Bölge "tam lokal" denilen şekilde uyuşturuldu. Bana da sadece kısa süreli uyku veren bir sakinleştirici iğne yapıldı. Uyanınca da anestezi kaynaklı hiçbir şikayetim olmadı.

-Uyanınca ağrı hissetmedim.

-Ameliyata girmeden sizden ne çok sıkı ne çok gevşek, kafanızı ağrıtmayan bir pamuklu bandana temin etmenizi istiyorlar. Onun üzerinden bandaj yapılıyor. Çift kulak ameliyat olunca saç filesi takıp gönderdikleri de oluyormuş.

-2 saat sonrasında normal tabldot yemek yedim. Tuzsuz ya da yağsız hasta yemeği değildi:) Tam bir saat sonra hemşire eşliğinde koridorda yürüdük. 1saat sonra da taburcu oldum. Çıkmadan ağrı kesici iğne yaptırdım. Hap yutmak benim için kabus. İşime geldi. Ağrım olursa diye Minoset Plus tavsiye ettiler. İğneyi tercih ederdim:))))

-İlk 3 gün 6 saatte bir ağrı kesicimi aldım. Çok şiddetli, dayanılmaz bir ağrı hissetmedim. Ağrı eşiğim yüksek benim sanırım. Bünyeden bünyeye değişebilir tabii ki. Hazırlıklı olmakta fayda var.

-4. gün kontrole gittim. Bandaj açıldı. Yara yerine bakıldı. İlk defa görmüş oldum kulağımın yeni halini. Haliyle morluklar ve iç kısımda ödem oluşuyor. 3 Hafta sonra morluğun geçeceğini ödemin de ineceğini söyledi. Küpe takmak için 2. haftanın bitmesini beklemem gerekiyormuş. (Delikler kapanır diye korkuyorum. Sonradan açmak işkence oluyor:/ ) Yeniden daha küçük bir sargı yapıldı. 3gün sonra bandajı çıkaracağını söyledi.

-Bugün tam 1 hafta oldu. Bandajı çıkardı. Gerçi aradaki günlerde yaptığı geçici bandaj çok sağlam olmadığından kulağımı sabahları firar etmiş gördüm:) Gece uyurken 1 ay süreyle saç bandıyla uyumamı söyledi. Ve kepçe hareketi yapmayacakmışım:) Hafif bir hissizlik var ödemden dolayı zaten. Bana aitmiş gibi hissetmiyorum dokununca. 1buçuk ay geçince istediğim bir zamanda kontrole çağırdı. Son halini görmek için. Tam 1 yıl sonra şekli tamamen oturacakmış.

- Benim tavsiyemse eğer aklınızda var ama korkuyorsanız mutlaka olun kurtulun. Çok ekstrem durumlar hariç basit bir operasyon denilebilir. Keyfi estetiğe karşıyım ama nolursa olsun aynaya bakınca  özgüveninizi sağlamlaştıracağını düşünüyorsanız yaptırın. "Ne gerek var?" diyen insanlar mutlaka çıkacaktır:) Kendiniz için iyi olanı en iyi siz bilirsiniz. Bir de ameliyat sonrası kulağın güneş görmemesi gerekiyormuş. Morlukları belirginleştirdiğinden. Kışın olun en güzeli. Hem bere vs. ile saklama şansınız olur. Eve tıkılıp kalmazsınız.


Son durum budur:)) Yihhuuu! Umarım bu yazı bir miktar merak ettiklerinizi karşılar. Sorularınız olursa cevaplarım.

Mail adresim: yengecbacagi@gmail.com


21 Ağustos 2013 Çarşamba

Kozmetik 23# Maybelline Fit me! Concealer

Bugün size Türkiye'de satışta olmayan bir ürünü anlatacağım. Maybelline'in Jade serisi malesef ülkemizde yok. Bu kapatıcı umarım bereketli olur, hemen vedalaşmayız diye umuyorum. Çünkü çook sevdim.


 Kuru ve çok da sorunlu olmayan gözaltlarımı aydınlatacak, kurutmayacak ve çizgilere dolmayan bir kapatıcı ararken bloglarda karşıma çıktı. İlk fırsatta yurtdışında yakalayıp aldım. Oldukça uygun fiyata (6 euroya) aldım. Alalı 20 gün oldu. Birkaç kez çok sıcak ve nemli günlerde kullandım ve performansına bayıldımmm <3

Bendeki 15 numara. Serinin en açık 3. tonu. Pembe alt tonlu bir kapatıcı. Yumuşacık bir his bırakıyor. Kolay dağıtılıyor ve aydınlık, çizgilere dolmayan, orta kapatıcıkta, natural, yumuşak göz altları veriyor. Vazgeçebileceğimi sanmıyorum. Çünkü bundan daha iyisine rastlamamıştım. Bulduğum yerde deneme şansım olmamıştı vakit kısıtlılığından. Ama her cilt tonuna uyacak alternatifler mevcut. Gözüm kapalı tavsiye ederim:)

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Kozmetik 22# L'oreal Glam Shine Balmy Gloss- 912 ve 914

Ruj takıntımı bilen bilir gözüm doymaz bir türlü, beğendiysem dayanamam. Çantamda 5 farklı ruj taşırım sürekli:) Bu rujlar ilk çıktığında alsam mı diye çok kararsız kaldım. Clinique'in Chubby Stickleri'ne çok benzer görünümde. Ben bir türlü sevemediğimden acabalarım bitmedi. Chubbyler'in sevmediğim tarafı gloss gibi ıslak görünmeleri ki ben o duruştan hiçç hazzetmiyorum.


Sonra en garanti renk olan 912- Sin For Peach i aldım ve aldığım günden beri başka ruja elim gitmedi. İndirimde anneme de aynından aldık hatta :) Bir de Fall For Watermelon rengini de kendime aldım yine:)

Fotoğrafta swatchlara bakarsak üstteki 914, alttaki 912:)

Yapısından bahsetmem gerekirse dudağı hiç kurutmuyor, kolay sürümlü, çizgilere dolmayan, örtücü, hafif sedefli, parlak ama ıslak duruşlu değil. Üstelik beklediğimden daha iyi çıktı kalıcılığı. Yaz için çantaya atmalık çok doğal tonlu harika bir pembe ruj. Almak isteyenler joker renk olarak 912yi kesin alsınlar. 2. si için karar sizin:)

Ben 914'ü seçtim bir de. İçinde coral tonu bulunan, sedefli, güneşte bir miktar yanar dönerliğe sahip parlak bir pembe. Bunun kalıcılığı bana daha fazlaymış gibi geldi. Bu renk bronz tenler için harika. Yüzde makyaj olmasa bile canlı gösteriyor. Denemeden aldım ama çok sevdim.

Glam shine kalem ruj serisi cidden çok başarılı. Caresse serisi de çok övüldü falan ama benim için faciaydı. L'oreal bana kendini affettirmeyi başardı bu ürünle:) Başka renkleri çok ilgimi çekmedi açıkçası. Ama Sin for Peach'i her gördüğümde stoklamayı düşünüyorum. Kalkar malkar piyasadan üzülürüm:(

Mutlaka deneyin;)))


18 Ağustos 2013 Pazar

Artistry Kaş Kalemi


Merhabalarr:) Bugün size kuaförümde görüp sipariş ettiğim bir üründen bahsedeceğim: Otomatik kaş kalemi. Ürün 2 uçlu. Renkli kısmıyla kaşlarınızı doldurduktan sonra tarayıp şekil verebilmek için de bir tarağı var. Taupe veya daha iyi bir tabirle sütlü kahve tonlarında bir renge sahip. Başka tonları var mı derseniz, katalogu görmediğim için emin değilim. Benim çok siyah olmayan kaşlarım için çok doğal bir tona sahip.

Normalde günlük olarak kaşlarımı doldurmuyorum ama özel günlerde kullanmak için aldım. Memnun kaldım. Kullanımı pratik. Benim ilk Artistry ürünüm. Yalnız içindeki uç pek bereketli sayılmaz:) Günlük kullanımla 1 ay anca idare eder gibime geliyor. Uçları ayrıca refill olarak da satılıyormuş. Elimdeki uçlar bitince belki yenilemeyi düşünebilirim. Benim için olmazsa olmaz bir ürün değil nihayetinde:) Başka markadan benzer bir ürün kullanmadığım için karşılaştırma da yapamıyorum. Pratik olduğu için önerebilirim:)

Bu ürünü daha önce kullanan var mı aranızda?

16 Ağustos 2013 Cuma

Avene Termal Su

Avene markasının bir çok ürününü kullanmış ve bir çoğundan memnun kalmış olduğum halde termal suyunu keşfetmekte neden bu kadar gecikmişim hiç bilmiyorum.

Ferahlatıcı, cildi yatıştıran, seyahat sırasında(uçakta vs.) cilt kuruluklarına iyi gelen, isiliklere karşı etkili, böcek sinek sokmalarında kaşınmayı durduran, cilt hassasiyetlerine iyi gelen, cildi nemlendiren, makyaj altına kullanılabilen, pudra üzerine sıkıp görüntüyü hafifleten çok yönlü mucizevi ürün.

Akne tedavimin bitmesine yakın keşfettim bu ürünü. Akne kururken nasıl kaşınır bilmeyen yoktur sanırım:) İşte yüzümü yolmamak için başvurduğum biricik yardımcımdı o sıralarda:)

İster makyaj fırçalarınızı fazla ürün emmesin diye nemlendirin, ister doğrudan cildinize sıkın.

İster tonik gibi kullanın, ister yüzünüz terlediğinde makyajı bozmadan ferahlamak için. Ben en çok bu amaçlar için kullanıyorum. Seyahat boyunu çantamdan bir an olsun ayırmıyorum. Ne zaman sıcaktan, nemden bunalsam nerede olursam olayım 2 fıs sıkıp rahatlıyorum.

Yüzünüzden 20cm uzakta tutup sıkıyorsunuz. İster tampon hareketlerle cildinize yedirin. İster bırakın kendi haline emsin.

Sinek sokmalarında da kaşıntıyı alsın diye eskiden kolonya dökerdim ama etkisi kısa sürerdi. Artık buzdolabında soğuttuğum termal suyu sıkıyorum, kaşıntı falan kalmıyor. Tam bir kurtarıcı benim için.



Piyasada farklı markalara ait termal sular da varmış ama hassas ciltli olduğumdan ben Avene'i tercih ettim. Çook çook sevdiğim bir ürün. Değiştirmeyi düşünmüyorum. Merak eden varsa seyahat boyunu edinip bir denesin derim. Memnun kalacağınızı umarım.

Sevgilerimleee....

13 Ağustos 2013 Salı

Solağım, Solaksın, Solak

YİHHUUUU BUGÜN DÜNYA SOLAKLAR GÜNÜÜÜÜ!!!!!

Wikipedi der ki;
"Solaklık (sinistralite olarak da bilinir), sağ el yerine sol eli kullanmak, sola yatkınlık. Solaklar günlük aktivitelerde özellikle el yazısı ve yazı yazmada sol ellerini kullanırlar. Eski zamanlarda pek çok kültürde solaklık kötülüğün ve şeytanın simgesi olarak görülmüş ve hoş karşılanmamıştır. Dünyanın yaklaşık % 10'u solaktır."
PEHH PEHH PEHHH.... SÜRÜDEN OLMAYAN BİZDEN DEĞİLDİR HAYDİ TAŞLAYALIM:)))))


Hürriyet Gazetesi der ki;
"Dünya nüfusunun yüzde 10'u solaklardan oluşuyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Üner Tan'ın araştırmasına göre Türkiye'de sağ elini kullananların oranı yüzde 66.1, iki elini kullanabilenlerin yüzde 29.4, solakların yüzde 5.5.
Solaklık, erkeklerde daha fazla görülüyor. Ancak annesi solak olan çocukların solak olma ihtimalleri daha fazla. Yine bir araştırmaya göre prematüre bebeklerin yüzde 54'ü, tek yumurta ikizlerinin yüzde 18'inde ikizlerden biri solak.
Solaklar, ellerini, ayaklarını, gözlerini ve kulaklarını 'farklı yönde' kullandıkları için daha sakar oluyorlar, hatta daha erken ölüyorlar. Soldan sağa değil, sağdan sola doğru işleyen bir dünyada yaşamaları gerekiyor. Küçük yaşlardan itibaren kendilerine uygun olmayan aletleri kullanıyorlar."
Sensin sakar pehhh! Dünya bizim fizyolojimize uymuyorsa bizim suçumuz ne!

Ünlü solaklar:
Napolyon, Leonardo Da Vinci , Michelangelo, Rafael, Büyük İskender, Sezar, Albert Schweitzer, Beethoven, Albrecht Durer, Picasso, Marlyn Monroe, Mozart, Greta Garbo, Charlie Chaplin, Mark Twain, Karındeşen Jack, Colin Powell, Fidel Castro, Steve Forbes, Jimmy Carter, Kraliçe Victoria, Michael Landon, Prens Charles, Ronald Reagan, Bob Dylan, Danny Kaye, Peter Fonda, Demi Moore, Ringo Starr, Tom Cruise, Bruce Willis, Whoopi Goldberg, Mark Spitz, Bill Clinton, Jim Hendrix, John McEnroe, George Michael, Paul McCartney, Oprah Winfrey, Goldie Hawn, Matt Dillon, Phil Collins, Dennis Quaid, Einstein, Ben Stiller, Nicole Kidman, Arif Sağ, Sergen Yalçın, Cengiz Çandar. 



Ben kendimi hep özel hissetmişimdir sol elimi kullanıp sürüden ayrıldığım için:)) İlkokuldayken sırada 3 kişi otururduk. Kimse ortada oturmak istemezdi haliyle kavga çıkardı. Beni oturttuklarında da rahat edemiyorum diye hep solumdakine dirsek atardım:) Öğretmen geç de olsa anladı durumu. Bir daha hiç 3 kişilik sırada oturmadım :))))) ZAFERRR!

Yazı yazma stilimiz bile değişiktir bizim. Arapça yazsaydık büyük kolaylık olurdu:)) Her yazdığımızın üzerinden defalarca geçtiğimizden en pis defterler solaklarındır her zaman. Elleri en çok kirlenenler de;) Ben bileğimi bükerek yazmıyorum. Çevremdekileri taklit ederek aşağıda tutuyorum elimi. Yine de el yazım çok çirkindir. Kargacık burgacık. Solaklarınki genel olarak öyle sanırım:) Hiç yazısı düzgün solak tanımadım.

Kalabalık bir masada yemek yemek de eziyet olur çoğu zaman. Köşede otursan koridordan geçen sürtünür. Ortada otursan yanındaki rahat edemez. Çaydanlık tutarken zorlanırsın elin titrer. T cetvelini tersten tutmak zorunda kalırsın. Bu yüzden hep ölçü cetveliyle çizim yaparsın. Rapido bile sana uymaz. 

Mimarlığa ilk başladığım gün T cetvelini gösterdiler. Sıraya kenarını tam dayarsın. Sol elinle tutarsın, çizgiyi elini kaldırmadan bi kerede çizersin. İlk 2 ay boyunca düzgün çizgi çizemedim ben:))) Sol elimle tutup sağ elimle nasıl çizeyim:p Bir tuhaflık olduğunu seziyordum da kimse uyarmadı ki. Solaklar tersine çevirecek diye:((( Hep yamuk hep yamuk. Beceremediğimi düşünüp depresyona girmiştim çoktan:( 

Hoca sınavda başımda durmuş kan ter içinde saçmaladığımı görünce napmaya çalıştığımı sordu. Çizmeye çalıştığımı ama cetvelin yamuk olduğunu söyledim. Kağıdı yamuk yapıştırdığımı, kontrol etmemi söyledi. Hayret ki düzgündü. Masanın eğimine göre değil, cetvelin eğimine göre kağıt sıraya yapıştırılır;) Neyse ki bunu öğrenmiştim:p Durdu durdu solak mısın dedi? Ben o heyecanla salak mısın anlayıp naalakası var dedim sinirlenerek. Kadın kahkaha attı. Kimse söylemedi mi bugüne kadar cetveli nasıl tutacağını diye dalga geçti. Düzeltti ve nihayet rahata erdim. İlk defa düzgün çizgi çekebilmiştim. Bu da böyle bir anımdır işte.

İnanıyorum bir gün solaklar için yapılan ürünler de Türkiye'de adamakıllı satılacak. Konserve açacağı, kapak açacağı vs. gibi ürünler mesela. En basiti kapaklı çakmak bile yok. Sol elinle çakmağı ters çevirmeden çak bakayım noluyor:))))

Tebriklerin her türü kabulümdür:))) Doğum günüm gibi kutlayacağım bugünü:p

Küçük Bir Çılgınlık

Bu ara bana neler oldu hiç bilmiyorum. Yıllardır aklımda olan ve korkumdan araştırmadığım, bu yüzden de hep teoriden ibaret kalan bir estetik operasyona aniden karar vermemle perşembe sabahı hastaneye yatıyorum :))) Öyle kocaman, uzun sürecek riskli operasyonlardan değil benimkisi. Kepçe kulak operasyonu:))) Biri normal ama diğerinde yapısal olarak kulak kepçesi dışarı doğru duruyor. Orantısızlık var.

Kulağa komik geliyor olabilir belki ama yaklaşık 16 yıldır rahatsızlık duyduğum bir şeydi. Saklamanın yolları vardı tabii ki. Uzun saç, fotoğraf çekilirken kafayı hafif yan yatırmak, asla tam karşıdan fotoğraf çektirmemek vs;) Simetrik olsunlar istiyorum artık. Kompleks falan da değil aslında. Saçımı her canım istediğinde düşünmeden kısa kestirebilmek, şapka takabilmek istiyorum. Yoksa normalde ben hep saçımı at kuyruğu yapar gezerim. Hiç rahatımdan ödün veremem:p Saklamıyorum çoğu zaman saçlarımla örterek.

Bugün ilk kez doktorla görüştüm. Bir tanıdığımızın da ameliyatını yapmış bir doktordu. Çok sakin, naif bir bey. Aklıma takılan her şeyi öğrenmek istedi. Tam olarak ne beklediğimi sordu. Olabilecek olanı söyledi. 45 dk. sürecekmiş toplamda. Aynı gün çıkacakmışım. Tam lokal anestezi yapılacakmış. Uyuyacakmışım. Zaten sabahın 6sında hastanede olacağım için hiç uyandırmasalarda olur:)) 3 hafta kadar küpe takamayacakmışım. En vazgeçilmez aksesuarımdır sol kulağımdaki 3 küpem. İlk 1 hafta ödem oluşacakmış morlukla birlikte. Ağrı yapabilirmiş. 3. Gün pansuman yapılacak. Dikişler 1 ayda eriyecekmiş. 1 hafta boyunca saç bandı takacağım teri emsin diye. Gidip en sıkısını almışım(Nike). Esnemiyor mübarek:/ Daha esnek pamuklu, sporcu bandı markası bilen var mı??

Bu sıcakta yaptırmak çok akıl işi olmasa da iş falan yokken aradan çıksın dedim.

Hadi bakalım sonum hayrolsun:))) Hala tırsıyorum birazcık. Güzel olsun yaaa o kadar eziyete değsin :))))

9 Ağustos 2013 Cuma

Crystal Body Deodorant Stick

Bu ürünü bana Seregon'cuum tavsiye etmişti tatile gitmeden önce. İyi ki almışım kendisine binlerce teşekkür yolluyorum <3

Gratis'de satılıyor ve indirimlerde alınıp denenesi bir ürün. Mineral tuzlardan oluşan , alüminyum vs. gibi metaller içermeyen, kıyafette  hiç leke yapmayan bir çeşit katı deodorant. Kullanımı şöyle; elinizi azıcık ıslatıp başına sürüp, koltuk altınızda gezdiriyorsunuz. Pek pratik değil ama ben çok terleyen biri olarak memnun kaldım o yüzden hiç önemli değil. Duştan çıkar çıkmaz da kullanabilirsiniz zor gelirse;)

Koku oluşumunu önlüyor, alerjiye sebep olmuyor. Ben o sıcaklarda saatlerce gezdim ettim, test edildi onaylandı:)) Koltuk altındaki ıslaklığı en aza indirgiyor. Üstelik gün içinde tazelemeye ihtiyaç duymadım.

Küçük boyu çantaya atmalık. Tek uyarısı taşın ya da mermerin üzerinde bırakmamanız. Mineral tuzların mermeri sarartma gibi etkileri olduğunu biliyorum. Bu yüzden sanırım:)

Çabuk bitecek bir ürün değil. Bundan sonra sprey deodorant kullanmam artık hepsi çöpee:))))) Denemenizi tavsiye ederim. Umarım memnun kalırsınız.

Kozmetik 21# L'oreal Paris False Lash Wings Rimel

Size enn çook sevdiğim rimelimi anlatacağım bugün. Bana bir indirim sırasında neredeyse zorla sattılar bu ürünü. Yeni çıkmış da efendim, muhteşemmiş de, kirpiklerim için çok uygunmuş da falan. Aslında aklımda Million Lashes varken bunu aldım çıktım dükkandan hiç denemeden.

Bir gün sırası geldi deneyeyim dedim. Baktım yapısı su gibi cıvık. İlk kullanımda fırçanın fazlalığını almadığımdan yapıştırdı kirpikleri birbirine. Ama fırçası hoşuma gitmişti. Silikonlu fırçalardan hoşlanmasam da bu fırça kirpikleri tek tek tarama/ayırma işini güzel yapıyor.

Kullanımı çok kolay değil bunu belirtmem gerek. Sabırla rimelin biraz kurumasını, kıvamlı hale gelmesini beklemeniz gerekecek. Rimel kıvama geldiğinde fırçayı parmaklarınızın arasında döndürerek uygularsanız çok seveceksiniz. Kural basit: İYİCE TARANMIŞ KİRPİKLERE SON DOKUNUŞU KENARINDAKİ EĞİMLİ KISIM YAPACAK. O yüzden sürerken 360 derece döndürün fırçayı. Elinizin alışması gerek yalnızca. Göz kapağına falan bulaşırsa da ıslakken kolay temizleniyor. İyice kurumadan 2. katı sürmeyin. Farklı rimellerle de çok uyumlu değil. Başka rimelin üzerine sürünce topaklanıyor. Ama tek başına 3 kat sürünce bile topaklanmıyor :))))

Fırçayı kullanmak yaratıcılığınıza kalmış. Nasıl rahat ederseniz o biçimde kullanın. Her çeşit etkiyi tek rimelle verebilirsiniz. En ince kirpiği bile yakalıyor. Uzatıyor ve güzelce kıvırıyor.

Gün içinde dökülme yapmıyor. Kirpikleri ağırlaştırmıyor. Kuruduktan sonra yüzünüzü yıkasanız bile akma yapmıyor:) En sevdiğim özelliği bu oldu. Biraz zor temizleniyor. Çift fazlı temizleyiciyle aşılmayacak dert değil.

Hayatımın rimelini buldum sanırım:) 2 aydır kullanıyorum ve çok memnunum. Değiştireceğimi sanmıyorum. İndirimde stoklanası, sevilesi, aşık olunası bir rimel bu. Herkese tavsiye ederim.

8 Ağustos 2013 Perşembe

Ben Geldiiimmm :))))

8 günlük bir aradan sonra yine buradayım. Uzuun bi yazı olabilir uyarayım:))Döndüğüm için mutlu değilim çünkü belki de hayatımın en dolu/ doyurucu tatillerinden biriydi benim için. Bu yaz için planladığım tek tatildi. Güneş altında haşlanmaktansa kültür turu tercih ettim. Ne yaptık peki? Hem kafa dağıttım, hem yeni yerler gördüm, hem keşfettim, hem bilgiyle doldum taştım, hem bolca ukalalık yaptım, hem bildiklerimi pratikte de yorumlayabildiğimi farkettim, hem mesleğimi bi kez daha sevdim:) Bolca yürüdük, merdiven çıktık/indik, En yüksek 45 en düşük 8 derecede gezdik. Şehrin en yüksek yerinden balkon misali panoramik manzara da izledik(Budapeşte), yerin 100metre altındaki kireçtaşı mağarasındaki gölcükte sandalla da gezdik(Viyana).

 Gerçi şansımıza Avrupa'da çöl sıcakları hakimdi. 2. gün Viyana'da gölgede 39 dereceyi gördük. Dün Budapeşte'de gölgede 42 derecede gezdik. İçtiğimiz suyun sodanın haddi hesabı yok. Litrelerce içsek bile serinleyemedik:/  Grubumuz 40 kişiydi. Yaklaşık 5 tur şirketinin birleştirdiği, Türkiye'nin her yerinden insanların olduğu bir gruptuk. Buna rağmen şaşırtıcı biçimde uyumluyduk. Tur tam olarak Viyana- Prag- Budapeşte - Viyana şeklindeydi. Gerçekten çok yorucu bir tur. Belli bir yaşın üzerindeki insanlar için uygun olduğunu düşünmüyorum. Koştur koştur geçti ama her anı benim için güzeldi. Rehberimizin bizi otobüse bindirdiğinde ilk söylediği vitaminlerinizi düzenli almayı unutmamamızdı:))))) Bunun ne anlama geldiğini turun sonunda anladık:p Normalde 9 günlükmüş  ama düşüre düşüre 1 haftaya indirmişler.

Nereleri gezdim?
Viyana Havaalanı'na iner inmez karşılandık. Grup toplandı otobüse yerleştik ve Meşhur Ring Caddesi'ni yuvarlak bir biçimde dıştan tamamladık. Opera Binası'nın önünde indik. Gar binasına benzetilen bu binanın mimarı eleştirilere dayanamayıp intihar etmiş. Baktım baktım baktım ama gar binası olmak için fazla süslü buldum:))))

Otto Wagner tarafından yapılan Karlzplatz İstasyonu'na hayran kaldım. Ödevini yaptığım binayı canlı görmek güzeldi.



Viyana'ya gidip schinitzel yemeden dönülmezdi. Enn meşhuru Figlmüller miş. hemen koştum denemek için. Çook lezzetliydi. Koca tabak bitmez derken nasıl yedim anlamadım.

Ring Caddesi üstündeki Mc Donalds'ın sokağı üstünde Pizza yazan tabeladan sağa dönün az ilerde sağda Pasaj içinde şubesi var. Yer yoksa tarif ederler 2. şubeyi:)

Raconu limon sıkıp yemekmiş. Biz yanına bir de patates salatası söyledik. Ballı hardal sosu ve frenk soğanı doğranmış haliyle nefisti.


Kireçtaşı mağarasındaki minik gölcükten birkaç kare.


Her yerde veba anıtları vardı. Adamlar çook çekmiş zamanında yazık:/

Bu anıt Viyana'daki Papaz okulunun bahçesinde bulunuyor.

Viyana ağır Katolik. Boşanmayı bile hoş karşılamıyorlar.

Katoliklerin Noelleri coşkulu olurmuş. Yılbaşında görmeniz lazım dedi rehberimiz. Fotoğraflar cep telefonuyla çekildi. Hiç içime sinmedi. En kısa zamanda Viyana'ya yeniden gitme hayallerim var.

Gitmişken opera dinlemeden asla dönmem! Bu sefer vakit kalmadı:( Gidemediğim için çok üzgünüm.

Opera binasının yanındaki alt geçitte bu tuvaletle karşılaşıyorsunuz. En sanatsal tuvalet ilan ediyorum kendisini. Bize işitsel şölen yaşattı:p




Viyana'da en çok beğendiğim bina kraliyet sarayı oldu.

Viyana'nın en ünlü binalarının çoğu 2. dünya savaşı sırasında harap olmuş. Yüzde 60'ı savaş sonrasında aslına uygun olarak yeniden yapılmış. O yüzden binalar şu an iyi durumda. Süslüler falan ama beni çok etkilemediler. Modern binalar kübik tarzda yapılmış.

Refah düzeyi yüksek bir ülke. Hem gelir olarak üstünler, hem sokakların, caddelerin bakımlı olmasından bunu anlamak mümkün.

Korumayı biliyorlar. Sanata önem veriyorlar. Estetik duygusu çok gelişmiş. Öyle ki köylerinden geçerken hayran kalmamak mümkün değil. Her evin bahçesi var ve mutlaka rengarenk çiçeklerle bezenmiş.




Musluktan su içilebiliyor ve tadı çook güzel ve buz gibi. Suya para vermenize gerek yok. Şişenizi atmayın yeter. Trink wasser! yazılı metal su pınarları var, şişe yoksa ağzınızı dayamak zorunda kalıyorsunuz :p


Avusturya'nın övündüğü şeylerden biri de Tuna nehrinin mavi akması. Nehre hiçbir şekilde atıklarını boşaltmıyorlar. Girilebiliyor bile.
Nehrin kirlilik oranı ülkeye ilk girdiği yerden çıktığı yere kadar olan bölge içinde sık sık yapılan ölçümlere göre sabitmiş. Kirletmiyoruz arkadaş! şeklinde övünmelerine şaşmamalı.







Bradenburg'da 1860'tan kalma tarihi dönme dolap.

Binilebilen her parçası tren vagonu gibi kapalı.

Çok büyük ve çok yavaş dönüyor.

Oyun değil seyir amaçlı.

Zaman içinde bulunduğu yeri her yaşa hitap edecek şekilde eğlence parkına çevirmişler.


2. gün Viyana Ormanları gezisinde Sırasıyla Lichtenschtein Şatosu, Mayerling, Seegrotte, Baden ve Maria Theresa'nın yazlık sarayına gidildi.

Dönüşteki serbest zamanımda pastane arayarak geçirdim:)) Mozart pastası ve apfelstrudel aradık her yerde:) Sonunda bulduk ve muradıma erdim.

Tavsiyemdir Mozart pastası yiyin. Çukulata sevenler serin havada gidip Sacher denesinler;)



                                                                            -o-


Prag'a gelincee... her yanı tarih dolu bir şehir. 2. Dünya Savaşı sırasında korunması emredilmiş. Hiçbir saldırı olmamış. Viyana'nın aksine çok şanslı.

1360 yılından kalan binalar var. Bütün binalar çok eski ve iyi muhafaza edilmiş. Ben daha döküntü bir yer bekliyordum ama küçük dilimi yutturdu neredeyse. Büyülendim :)

3 tane meydanı var. Özgürlük meydanı, Palladdium ve yeni şehir meydanı. Kaybolmak imkansız.


Çekçe ilginç bir dil. Tuhaf aksanları var ve bildiğim hiçbir dile benzemiyor. Kulağa kaba geliyor bence. Çocuklarla konuşurken her kelimenin sonuna OÇKA /OŞKA ekleri getiriyorlar:)

Kahvaltıda nerdeyse aç kaldık. Adamlar her an domuz eti yiyorlar desem yalan olmaz. Çok düz mantıklı davranıyorlar. Ekmeklerin içine bile karıştırdıkları domuz etini adamdan saymıyorlar:) Yiyin nolcak tavırlarına hasta oldum:p İyi ki yumurta var :))


Astronomik saat kulesine bayıldım! Günün her anında renkleri değişen bir saat düşünün. Saatin haricinde yılın hangi gününde olduğunuzdan tutun hangi ayda, hangi burçta olduğunuzu gösteriyor. Her saat başı panayır yerine dönüyor ortalık:) Şehrin en kalabalık noktası.


Hamur işlerine çok meraklılar. Sağda gördüğünüz şekerli halkalara bayılıyorlar. Dışına karamel sıvanmış hamurlar kokoreç gibi yatay hatta döne döne pişiyor.
Prag'da dolaşırken meydanda gördüğüm  tuvalet yönlendirmesi:)

Prag'da çok övülen Ortaçağ eğlencesi bence çok sıkıcıydı. Bir esprisi yoktu. Göbek dansı, alevli ve bıçaklı dans ve çakma korsancılık oyunlarından ibaret çok vasat bir gösteri. Ortam otantik. Neredeyse karanlık. Yediğiniz yemeği görmekte zorlanıyorsunuz. Mantarlı sebze çorbası ve ördek yedik. Tatlı olarak da ballı, kuru üzümlü revaniye benzeyen yumuşak bir kek servis edildi. Çorba hariç vasattı :)

 Performans sanatçılarına sıkça rastladık her yerde. Para atıyorsunuz fotoğraf çektirmek için. Ya poz değiştiriyor. Ya uyku modundan çıkıyor.

Bu abla pek nazlıydı :p Kanatlarını çırpa çırpa bi zahmet poz verme lütfunda bulundu. Kıyafetine bayıldım ama :))))

Çek porseleni, swarovski taşı, granata ve ham kristal(yeşil)den yapılma ürünleri çok meşhur. Her yerde dükkanlar var. Swarovski taşını dünyaya pazarlayan Çeklermiş zaten:)
 DÜNYANIN EN DAR SOKAĞINDA POZ VERMESEM OLMAZDI:)

Kırmızı düğmeye basıp trafik ışığının yeşile dönmesini bekliyorsunuz. Aynı anda 2 kişi geçemiyor yanyana.  80cm diye tahmin ettim ben.

Hemen altındaki kısım restoran olarak işletiliyor. Charles Köprüsü manzaralı. Sağlı sollu heykeller bulunuyor üzerinde. Köpek heykelinin parlak kısmına dokunmadan geçmeyin. Şans getirdiğine inanılıyormuş. Nehirde ördekler ve kuğular var. Ekmek atmaya başlayın yavrularıyla birlikte son hızla geliyorlar.  Biz çok eğlendik onlarla :)

Burası kale bölgesindeki gotik kilise. 1350 yılında yapımına başlanmış 3 tane ek binası var. Rus mimarisinden etkilenmiş olduğu köısımları da mevcut. Yapılması yüzyıllar sürdüğü için her değişen akımdan nasibini almış. Giriş kısmı barok mesela :p Cep telefonuyla çekmek cidden ölüm. Yerlerde yuvarlandım neredeyse :p

Para birimi çek kronu. 1 sıfır atınca TL olarak hesaplayabiliyorsunuz :) Kredi kartı bir çok yerde geçmiyor. Para bozdurmanız şart.

                                                                                  -o-

Macarlar Türklere benziyorlar :) Sıcakkanlı buldum onları. Çeklerin soğukluğuna karşın epey sevimli geldiler bana. Dilleri daha da tuhaf. Her kelimeyi değiştirmişler kendilerine göre. 40 yıllık Elizabeth i Erszebeth yapmışlar mesela.

 Budapeşte köprüler şehri tamamen. Gün battığında köprülerin ışıklandırılmasıyla kordonda yürümek çok keyifli. En meşhuru Zincirli köprü, sırasıyla Özgürlük köprüsü ve Erszebeth köprüleri geliyor. Gellert Tepesi'nden balkon gibi şehri izleme imkanı var. Tuna nehrini kıyısında olmak büyük avantaj getirmiş. Gördüğüm etkileyici ama en bakımsız şehirdi. Ekonomik krizden kötü etkilenmişler gerçekten:/

Havası  nemli ve sıcaklar bastığında şehir sinek akınına uğruyor. Belediyelerse doğal dengeyi bozuyor diye asla ilaçlama yapmıyor. Bizim gittiğimiz gün 45 dereceyi gördük. Gündüz kordonda yürümek ölümdü:/ Gece de sinekler bastı her yeri. Tekne turu zehir oldu. Bir damla rüzgar yoktu. Isırmıyorlardı ama çok fazlaydılar. Güve gibi bembeyaz binlerce sinek düşünün:/ Yazın gitmek mantıklı değilmiş bunu görmüş olduk:(

Şehir 896 yılında kurulmuş. Ve tam 1000 yıl sonra şehrin kuruluşunu kutlamak için Kahramanlar meydanı'nı inşa etmişler. Meydanda tarihe saygı nedeniyle 96metreden yüksek bina yok.


Bazilikal düzendeki kilisenin planı. Alt katta duvarlara oyulmuş kare şeklinde mezarlar var. Ülkenin önemli kişileri oraya gömülmek istermiş.

Dünya'daki tek tanrı tasvirinin yapıldığı kilise olarak ünlenmiş.
Biz Karl Marx ve Victor Hugo'dan ilham alındığı kanısına vardık en son :) Merak eden olursa soldaki fotoğrafta mavi ayın üzerinde çizilmiş başında üçgen bulunan sağdaki figür tanrıymış. Bu kilisede ilk defa Meryem de başında taçla resmedilmiş.

Bizim gittiğimiz gün Finlandiyalı bir ekip mini bir dini konser veriyordu. Onları da dinleme şansı elde ettik.

 Alttaki kutsama anıtıydı ama adını unuttum:/


Şaraplarıyla ünlü aynı zamanda. Tokaji şarabı bağbozumu zamanından sonra bağda bekletilen üzümlerden yapılırmış. 5 ayrı sertlik derecesi var. Genelde 3 numarayı tavsiye ediyorlar. Ama yemekle tüketmek için bence fazla tatlı. 2 numarayı almanızı öneririm. 5 en şekerlisi oluyor.

Bu fotoğrafı Çigan gecesinin olduğu yerde çektim. Eski bir şarap mahzeninde yapılıyor. Bazı kocaman şarap fıçılarının içi loca gibi düzenlenmiş. 4er kişilik yemek masaları var. Mekanın her yanı ahşap kaplama.

Benim tur boyunca en çok beğendiğim ve eğlendiğim yemek buydu. Herkesin gitmesini öneririm. Klasik müzik eşliğinde 3 kemancı 1 piyanist  ve viyolayla birlikte ara ara geleneksel kıyafetlerle çiftli dans ve 2 erkeğin yaptığı tap dancele yarı teatral bir şov. Biz şansa en ön masada sahne dibinde (hatta nerdeyse içinde) dansçılara 20 cm yakınlıktan izledik. Baş kemancı love story çaldı ve dayanamayıp ağladım. Ağladığımı görüp uzaktan türlü şebekliklerle yüzümü güldürdüler o havayı dağıtmak için Peşpeşe İf ı were a rich man ve Mozart'ın Türk Marşı'nı çaldılar. Brahms'ın Hungarian Dance' ini çok coşkulu bir havada çaldılar:) Bolca şarap eşliğinde eğlenmemek mümkün değil zaten. Olabildiğince önlerde oturmalısınız. Arkada olsak bu denli eğlenemezdim sanırım:)
Gelenler arasından sanırım en alakasız insanları seçip sahnede dans ettirdiler falan:)
O geceden sonra grup içinde baya bir kaynaşma oldu:)))) Otobüsten indiğimizde şarap kokusundan durulmuyordu:p O gece neler olduğunu sordular ısrarla anlatmadık:p

Gecenin olayı bembeyaz eteğime boydan boya kırmızı şarap fırlatılmasıydı:p Kısaca şöyle gelişti: Gazlı su denilen olay antika. Sürahinin içinde normal su var. Ufak bir boyunun içinde de CO2 gazı koymuşlar. Kenardaki tutamacı sıkınca bazen şiddetle dışarı püskürüyor. Hakim olunası bir şey değil:p Ben sıktığım anda ortalık karıştı. Meğer benim sıktığım su kızın gözüne girmiş. O korkuyla elindeki kadehi fırlatınca benim üstüme geldi :((( Masadan ağzına kadar dolu beyaz şarap şişesini kaptığım gibi doğru wc'ye koştum çivi çiviyi söker diye ama çıkmadı bir türlü. Biri diyor soda dök biri der sabunla. Hepsini yaptım çitiledim de ama ıslakken bile çıkmadı. Ama her yanım şarap koktu :p Baktım olmayacak siyah şalımı çingene eteği gibi parçalı sardım belime geceyi bitirdim:D Eteği değiştirdim sandılar nerden buldun dediler:p Koptummm :))))
O KARGAŞADA KEMANCIMLA VEDALAŞAMADIM EN ÇOK ONA ÜZÜLDÜM:/

Ertesi gün RÖNESANS RESTORAN'da öğle yemeği vardı. Kremalı ceylan çorbasını tavsiye ederim;) Yemeğin sonunda kral kraliçe kıyafetleri giyip poz verdik:) Çok eğlenceliydi:) Yemekler de nefisti.
                                                               
                                                                        -o-

Çoook uzattım farkındayım ama buraya kadar okuyanları öpüyorum :)))) Ben bu geziyi tekrarlamak niyetindeyim. Gereksiz bulduğum gezilere katılmadan, "şehir merkezinde" konaklayarak, kaçırdığım veya tadı damağımda kalan bütün aktiviteleri yapmak niyetindeyim. Prag'daki hayvanat bahçesine gideceğim mesela. Mozart'ın, Kafka'nın evine girmek istiyorum. Neredeyse hiç bir müzeye giremedim ve en çok üzüldüğüm Viyana'daki Seccession'a giremedim. Gerçekten tur programı sıkış tepiş ve biz her ekstraya dahil olduk. Boş vakit kalmadı kendimize, alışverişe ayıracak. Karlovy Vary turu benim için gereksizdi mesela. Termale gitmesem de olurdu. Dresden'e alışveriş için gitmiştik. Bratislava'ya daha fazla vakit ayırmak isterdim. Yarım günden fazlasını hak ediyordu bence. Kanalizasyon işçisi ve kibar nazi heykelleri çok sempatik ve görülmeye değer. Sokaklarında bolca graffitiler var ve gördüğüme çok sevindim. Sokak sanatı varsa orada hayat olduğuna inananlardanım ben;)
Gezinin özeti işte bu kadar. Fırsat bulursanız gidin gezin derim;) Hatta olabildiğince toplu taşımadan da faydalanın. İnsanları gözleyin bolca süpermarkete girin:) Neler aldıkları hayatlarını yansıtıyor.

Rehber çook önemliymiş bu gezide bunu anladım. Levent bey her an bizimle yakından ilgilendi. Kendisine buradan teşekkür ederim:)))

Herkese bayram şekeri tadında, ailesi ve sevdikleriyle birarada olduğu mutlu bayramlar dilerimm:))))))