3 Temmuz 2017 Pazartesi

ne dilediğine dikkat et...

merhabalar :) bugün keyfim inanılmaz yerinde. sebebi de yepyeni bir yaşa bitmek bilmez kutlamalar silsilesiyle girdim. bu yaş özel çünkü tam 30 oldum:) gelir gelmez uğuruyla geldi yeni yaşım. uzuuuuuuuun zamandır tek dileğim gerçekleşti. sadece bi mum üfledim ve pufff:) oldu işte, benim için manevi değeri inanılmaz.

bazen sonradan anlaşılıyor bir olayın hayrımıza mı zararımıza mı olduğu. önce karalar bağlayıp umudunu kesiyorsun. sonra bir bakmışsın olayın akışı tersine işliyor:) ne anlatıyor bu kız diyeceksiniz. doğum günü partime çooook uzun zamandır görmeyi deli gibi isteyip bir türlü denk gelemediğim birini kimliğimi gizleyip çağırdım. herkes gelmeyecek sanıyordu. benim içeri girmemden 5 dk sonra mekana geldi. beni göreceği aklından bile geçmezken heyecanını, şaşkınlığını gizlemeye çalışıp ben anlamıştım zaten tavrına girdi. hı hı cınımzz ok anladın :p bana nasıl iltifat edeceğini şaşırdı. daha 2 ay önce hani beğenmiyordun beni artık noldu:p beğenmiyordun, kim olduğumu anladın ama geldin ne hikmetse:p artık neye niyet kime kısmet mi demeli, yoksa şişkin egoların gözünü kör etmiş de burnunun ucunu görmeyecek hale gelmişsin mi. çok ipucu da vermiştim halbuki. ama tarzımı biliyorsunuz sonuçta. bol devrik cümleli kendine has karakteristik bir yazım şeklim var. öyle pek tesadüf denilemez yani başkasıyla karıştırmak falan.

neyse her şey iyi hoşken masamıza teşrif bulunmasıyla güzel kızların varlığıyla aklı sıra bana laf sokmaya başladı. ne ukalalığım kaldı, ne bilmişliğim. hatta çoktaaan zaman aşımına uğradığını düşündüğüm eski anılarımızdan bahsetti peş peşe. sonra da aradığı ilgiyi göremeyince kalktı gitti. gitmeden hemen önce de fotoğraf çekilelim dedim hem grupça hem de selfie şeklinde:) ilk fotoğrafımızı çekindik bu arada. ifadesi biraz poker face, biraz ne olacaksa olsun halinde. ben zafer işaretim, gözümde onun gözlükleriyle yarım duck face şımarık bir doğum günü kızıyım:p e tabii sindirmesi lazım. kendisini iç sesiyle, havası sönmüş egoları, hafife aldığı zekamın ona yaşattığı hayal kırıklığıyla baş başa bırakıyorum. bir de kendi ayağıyla hevesle gelişini hiç unutmayacağım:D  o gittikten sonra ayların gergin bekleyişi, minik de olsa intikam hırsının verdiği duygusal yoğunlukla epey ağladım. sonra kendime gelip inanılmaz eğlendim.

30.06.2017 bana hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğretti. çok istersek dileklerin sonunda gerçek olacağını ve her aklımızdan geçeni istemenin gerçekleştiği takdirde hayatımızda bir bedel ödeteceğini. şu an ciddi anlamda egosu zarar görmüş er kişi beni bir kaşık suda boğacak kadar kızgın ve kandırılmış hissediyor. yazıııkkk:) günün birinde kompleksini yenmeyi başarırsa beraber güleriz de. ama şimdilik kendisine etme bulma dünyasına hoş geldin diyoruz. kimsenin aklını kibrine yenilip küçümsememesi gerektiğini öğretmiş olmaktan büyük mutluluk duyarak son dersimi başarıyla vermiş olmanın rahatlığıyla bu anıyı buraya kaydediyorum.

gelişmeler olursa edit yazıları olarak eklerim. şimdilik atarlı ve laf sokmalı şarkılar safhasında kendisi. ben de çok eğleniyorum.

son zamanların en ilginç dedikodusunu paylaştım sizinle. zaman bize daha neler gösterecek bakalım.
şimdilik hepinizi kucaklıyorum. iyi ki doğdum yahu :)))))

20 Haziran 2017 Salı

tek perdelik aşk düşü...

bin yıldır falan yazmamışım gibi... neden buradayım? çünkü yine boğazımda dizili söylenmemiş şeyler var. bazı şeyler var ki anladım dertleşerek çözümlenmeyen. cevabı içimizde saklı. kimsenin hissetmediği şeyleri anlamasını beklemek vakit kaybı. kendine ait sıradışı detayları paylaşmaksa çırılçıplak hissettiriyor.

buraya kadar okuyanlar diyecekler ki... "hahh yine bişey olmuş şikayete gelmiş." haklılar belki de, benim herkese açık günlüğüm olmuştur burası. ne oldu? cesaretsiz insanlara güvenilmeyeceğini öğrendim. ben tesadüflere inanmam. karşımıza çıkanlardan illa ki bir şey öğreneceğimize inanırım. bazen her şeyin bir bedeli oluyor:)

ilk defa aşktan yoruldum. iki kişilik hikayeyi tek başıma yazdım, oynadım, yönettim. aşk bunun neresinde? tam kalbinde. ne istediğini bilmek de yeterli olmuyor bazı durumlarda. her şeyi kontrol edemiyoruz. işler istediğimiz şekilde yürümeyince duraksıyoruz. durunca her şey yerinde saymaya başlıyor. hadii dön başa sil baştan. aynı sahneyi kaç kere gördüm, oynadım bilmiyorum. karşımdakinin tepkilerine kadar ezberledim ki bir noktadan sonra ona da karışır oldum. en sonunda duvara konuşuyorum gibi hissederken belki bininci kere... cidden kapı duvar oldu. gitti... vee perde!

giden zamana değil de benim kendisine ayna olduğumu söyleyenin kendine tahammül edemeyip gidişini izlemek üzdü. kendisiyle barıştırmak istedim ara bulmak için uğraştım.. sonunda başardı ama benden uzakta yalnız başına. şimdi döner mi yeniden aynı aynaya bakmaya, kendiyle yüzleşmeye? sanmıyorum. hiçbir zaman çok cesur biri olmamıştır hayatı boyunca. egoları balon, karakteriyse giden fazlalıkları kadar olan birinden bahsediyoruz. biraz ağır olacak ama kusura bakmasın artık. aslında eleştiri için yeterince açık sözlü olan duygularına geldiğinde ketumlaştı. sevdiğimi söylememle birlikte egosu güçlendi.

üstüme vazife miydi özgüveni olmayan birine sonradan aşılama yapmak? yardım istedi. konuşmaya başladım. anlattıkça altından yaralar olduğu çıktı. merhametim önce hafiften acımaya, sonra bağlılığa en sonunda aşka dönüştü. onun beni seçmesi piyangoydu. belki seçebileceği en duyarlı insanı seçti. yarabandı oldum. hayranlıkla başlayan adı konamadığı için etiketsiz kaldı. neydik? ne olabilirdik? akışına bırak kezbanlık etme dedim. iyi halt ettim:) bir yere varması gerekmediği için rahatlayan insanlar olarak ne idüğü belirsiz konuşmalar, kahkahalar, dertleşmeler, yer yer çatışmalar, yersiz inatlaşmalar, ego savaşlarında boğulduk. benim beklentiye gireceğimi kurup fantastik öğelerle dolu hayal gücünde tuhaf yansımalar üretip atar yaptı. kendi haline bırakıp huni taktım. huniyi görüp daha da panikle iyice batırdı. sağolsun. aslında hayattan tek beklentisi huzur ve güven olan benim için hayatı bulutlar üzerinde geçen biri pek uygun değildi. "olsun ama aynı gökyüzünün altındayız ya." demiştim. nasıl bir pollyannaysam demek. bazen özlediğimde bulutlara bakarım hala.

tanıdığım, karşılaştığım kimseye benzemiyordu ama kendini benimle özdeşletirdi. belki laf olsun diye söyledi ben çok ciddiye aldım şahsına münhasır bulduğum için kendimi...

bir hikaye daha bitti. doğum günüme 1 hafta kaldı. mum üflerken dilenen dileklerin gerçek olduğuna inanırım. artık 30 yaşına giriyorum. aptal yirmiler geride kaldı. bundan sonrası çok farklı olacak. giderayak bile aldığım hayat dersleri var. sevmeyi bilmeyeni sevginin varlığına inandıramamak gibi:) sevilebileceği en üst noktada sevmiştim oysa. gün gelir aklına düşer belki dudağının kenarında bir gülümsemeyle hatırlar neon turuncu uçuşan etekli ukala kızı:) umarım çok geç olmaz.